Yaptığımız ve yayınlayamadığım bir sürü faaliyetimiz var.İşe bugün yaptığız şu caillou beyin meşhur parmak boyasıyla başlıyacağım.Ben kırtasiyeden baskı yapmak için küp almıştım.Üzerinde uçak,araba,çiçek gibi figürler falan var.Onları parmaklarımızla boyayıp dosya kağıdına aktardık.Bizim eskiden yaptıgımız patates baskının gelişmiş versiyonu.Her yerimiz boya oldu orası ayrı konu.Belli bir süre sonra işin cılkını çıkaran kuzucuklar parmak boyasını el boyası olarak kullanmaya başladılar.Hatta bir ara ayaklara geçicez diye ödüm patladı ama neyseki sorunsuz,kavgasız tamamladık.
23 Mayıs 2014 Cuma
15 Mayıs 2014 Perşembe
Başımız Sağolsun
Söze nasıl başlamalı,ne demeli bilemiyorum.İçim daralıyor.Evine bir lokma ekmek götürebilmek için çok zor şartlarda çalışan emekçi vatandaşlarımızı kaybettik.Hepsine Allahtan rahmet diliyorum,mekanları cennet olsun.Bizim içimiz yanıp kavrulurken ailelerini düşünemiyorum bile.Ne de olsa ateş düştüğü yeri yakıyor.Biz acılarımızı çabuk unutan bir toplumuz.3-5 gün sonra herşey eskisine dönecek.Ama ya onlar.Onların içi alev alev yanmaya devam edecek.Kaç ana evladını,kaç evlat babasını yitirdi.Onların hikayeleri yarım kaldı hemde feci bir şekilde.1 ayda yerin bilmem kaç kat altında,karanlıkta,çok zor şartlarda çalışarak kazandığı ekmek parasını 1 gecede keyfi için harcayanları düşündükçe isyan etmemek içten bile değil.Nasıl bir düzendir bu aklım almıyor.
Dün ilk defa marmarayı kullanarak Sirkeci'ye gittik eşimle.Kendimi o kadar kötü hissettim ki o kadar ferah olmasına rağmen ve çıktığımızda eşime 'maden işçileri nasıl çaılşıyorlar o kadar yerin altında,ne kadar zor' dedim.Ve akşamına bu olayı duyduk.İnanın o kısacık sürede neler düşündüm.Ya deprem olsa,ya çökse.Ama kendimden ziyade evlatlarımı düşündüm.Onlar neler düşünüyorlardı,o an neler düşündüler aklıma geldikçe kötü oluyorum. Ne yazık ki olan oldu ve onları KAYBETTİK.Allahım onları cennetinin en güzel köşeleriyle ödülledirir inşallah.
Dün ilk defa marmarayı kullanarak Sirkeci'ye gittik eşimle.Kendimi o kadar kötü hissettim ki o kadar ferah olmasına rağmen ve çıktığımızda eşime 'maden işçileri nasıl çaılşıyorlar o kadar yerin altında,ne kadar zor' dedim.Ve akşamına bu olayı duyduk.İnanın o kısacık sürede neler düşündüm.Ya deprem olsa,ya çökse.Ama kendimden ziyade evlatlarımı düşündüm.Onlar neler düşünüyorlardı,o an neler düşündüler aklıma geldikçe kötü oluyorum. Ne yazık ki olan oldu ve onları KAYBETTİK.Allahım onları cennetinin en güzel köşeleriyle ödülledirir inşallah.
24 Nisan 2014 Perşembe
Kitap Kurdu Böjük Geleneksel Bahar Çekilişi :)
evet evet biliyorum uzun zamandır çekiliş yapmadım :)
ama bunu bu çekilişle telafi ediyorumdur umarım
her zaman ki olduğu gibi 1 kişiye D&R 50 tl lık hediye çeki veriyorum
alttaki
koşulları yerine getirip çekilişi blogunuzda duyurmak ve linkini, mail
adresinizi yoruma yazmanız yeterli çekiliş 30 Nisanda son bulacak :)
herkese bol şanss
http://bojukandperik.blogspot.com.tr/2014/04/kitap-kurdu-bojuk-geleneksel-bahar.html
11 Nisan 2014 Cuma
Bonibonlu Kurabiye
Aslında bonibon,şeker,şekerleme hele ki cips ve jelibon yemelerine kesinlikle izin yok bizde.(Çoğu zaman insanlar özellikle parklarda anneler ikram ettiğinde,yok onlar yemez dediğimde,uzaylıymışım gibi bakıyorlar bana).Ama Eren markette birgün bu kurabiyelerden gördü ve istedi .Ben de ben sana yaparım dedim ve mecburen yaptım.
Malzemeler:
2 yumurta
1 su bardağı tozşeker
1 su bardağı sıvıyağ
2 çorba kaşığı kakao
2 su bardağı un
1 paket kabartma toz
1 paket vanilya
3 çorba kaşığı damla çikolata
3 kutu bonibon
Bonibon dışındaki malzemeler yoğurulup yuvarlak şekil verilir.Çok fazla yayvan yapmamakta yarar var çünkü pişince yayılıyor.Daha sonra bonibonlar üzerine bastırarak yerleştiriliyor.160 derecede 20dk.kadar pişiriliyor.Afiyet olsun...
8 Nisan 2014 Salı
Fışfış ve Dido
Fışfış ve Dido bizim ailemizin yeni üyeleri.Kuzularım çoktandır neden bizim kedimiz köpeğimiz yok diye söyleniyorlardı.Ben evde tüylü hayvan besleme taraftarı değilim.Severim aslında bahçeli bir evim olsa hiç tereddüt etmem ama evde çok zor.Zaten işim hiç bitmiyor bir hayvanın sorumluluğunu alabilecek durumda hissetmiyorum kendimi.Sonuçta o da bir can kılı,tüyü,bonyosu.maması yok yetişemem.Biz de en kolay yolu balık almakta bulduk.Akarı yok,kokarı yok,bakımı kolay.
İsimlerini kendileri koydu.Erdem'inki fışfış,Eren'inki dido.Kendileri besliyorlar.Ve hatta beslerken kavga ediyorlar.Geçenlerde Erdem yemi attı Dido yedi,O da salak Dido dedi.Eren başladı vay efendim sen benim balığıma nasıl salak dersin.Birbirlerine girdiler zor ayırdım.En ufak şeyde kavga etmak için sebep arıyorlar ama birbirlerini de çok seviyorlar.
İsimlerini kendileri koydu.Erdem'inki fışfış,Eren'inki dido.Kendileri besliyorlar.Ve hatta beslerken kavga ediyorlar.Geçenlerde Erdem yemi attı Dido yedi,O da salak Dido dedi.Eren başladı vay efendim sen benim balığıma nasıl salak dersin.Birbirlerine girdiler zor ayırdım.En ufak şeyde kavga etmak için sebep arıyorlar ama birbirlerini de çok seviyorlar.
7 Nisan 2014 Pazartesi
Ay Kumu
Artık bunu bilmeyen yoktur sanıyorum.Biz de kusur kalmayalım dedik ve yaptık.Çok eğlendiler.Benim bile hoşuma gitti,çok eğlenceli ama oyundan sonrası işkenceye dönüşüyor her yer,üst baş batıyor.Bir kaç gün üst üste oynadılar.Eren hala ısrarla soruyor ama sanırım yazın balkonda oynamak daha mantıklı.Yağımız bitti deyip geçiştirdim.Balkon sezonu açılınca bol bol oynarlar artık.
Malzemeler çok basit.3bardak un yarım bardak bebe yağı yada zeytinyağı.Ben bebe yağı kullandım.Kıvamı çok güzel oldu ama 3 değil 6 bardaktan yapmalı çünkü az geldi miktar olarak.
Malzemeler çok basit.3bardak un yarım bardak bebe yağı yada zeytinyağı.Ben bebe yağı kullandım.Kıvamı çok güzel oldu ama 3 değil 6 bardaktan yapmalı çünkü az geldi miktar olarak.
2 Nisan 2014 Çarşamba
Kartondan Otoyol
Ne yapalım ne yapalım derken aklımıza böyle bişey geldi ve yapıverdik.! adet büyük karton ve fon kartonları kullandık.Beraber yaptık ve çok eğlendiler yaparken.Bittikten sonra da epey oynadılar kuzularım.
19 Mart 2014 Çarşamba
Marakas Yaptık
Çocuklar okula başladıklarından beri onları epey ihmal ettim.Götür,getir,giydir.yedir,içir derken nasıl akşam oluyor anlamıyorum.Gerçi ayın 1 haftası evdeler mutlaka hastalıktan dolatı.Zaten çok sık hastalanan çocuklardı ama bu sene tavan yaptı sanırım okula başlamanın etkisi.Bu hafta başından beri yine evdeyiz.Evdeyken zaptetmesi de zor oluyor yaramazları.
Bunu aslında daha önceden yapmıştık.Yine kudurdukları bir anda oyalansınlar diye uyduruverdim.Yarım litrelik pet şişe,elişi kağıtları,şekilli delgeç,pullar ve biraz fasulye ile yatık.Yaptıktan sonra epey bir kafam şişti ama neyse...
Bunu aslında daha önceden yapmıştık.Yine kudurdukları bir anda oyalansınlar diye uyduruverdim.Yarım litrelik pet şişe,elişi kağıtları,şekilli delgeç,pullar ve biraz fasulye ile yatık.Yaptıktan sonra epey bir kafam şişti ama neyse...
3 Şubat 2014 Pazartesi
Korkacak Ne Var!
Benim ufaklıklar son zamanlarda karanlıktan çok
korkuyorlar.Özellikle Erdem gündüz bile tuvalete giderken benimle
beraber gitmek istiyor.Ben de bunun için ne yapabilirim diye
araştırırken bu kitabı buldum.Oldukça faydasını gördük.Şimdi gece bile
ışıkları yakarak kendisi gidiyor.Karanlıktan korkan çocuklar için gerçekten çok
faydalı.
22 Ocak 2014 Çarşamba
Limonlu ve Çikolatalı Cheesecake
Merhabalar! Yine uzun zaman oldu yazmayalı.Aslında her defasında elim gidiyor yazmaya ama ay önce şunu yazmalıyım,yok hayır bunu yazmalıyım derken hiçbirşey yazmadan geçiyor günler.Çocuklar anaokulunu başladı hatta yarıyıl tatili geldi.En son olan salgından biz de nasibimizi aldık.Maaile sağlam hastalandık.Özellikle çocuklar çok yıprandı.İğneler,serumlar,havalar derken süzüldü yavrularım.Zaten zayıftılar kuş kadar kaldılar.Yirmi gün okula gidemediler.Bunun dışında ben de hastalandım canım hiçbirşey yapmak istemedi.Ama yine de boğazımdan kusur kalmadım tabiki.
Bu aralar cheesecake'e takmış durumdayım.Geçen cuma kayınvalidemde okuma vardı ben de ne zamandan beri denemek isteyip bir türlü deneyemediğim bu tatlıyı yaptım.Aslında ben limonlu tatlıları pek sevmem ama pek yakıştı.Tarif Oktay Usta'nın tarifi ama tam olarak değil.Ben zaten hiçbir tarifi reçetesine uygun olarak yapmam,katıp karışrırım.Bunda da öyle oldu.
Limonlu Cheesecake:
Tabanı için :
*2 paket burçak bisküvi
*50 gr tereyağ
*3-4 kaşık süt
Hepsi rondoda çekilir kalıba bastırarak yerleştirilir ve 2 saat dolapta bekletilir.
Kreması:
*1 paket labne peynir
*1 bardak yoğurt
*1 bardak şeker
*2 yumurta
*2 kaşık un
*vanilya
*limon kabuğu rendesi
Hepsi çırpılır.Dolaptan çıkan bisküvili karışım üzerine dökülür ve 180 derecede 30 dak. kadar pişirilir.
Ben bir de üerine kaymak tadında krem şanti çırptım.Şekersiz olduğu için karardan pudra şeker be limon kabuğu ekledim.Soğuyan kekin üzerine yaydım.
Limon sosu:
*1 limon suyu
*1 bardak su
*1 kaşık nişasta
*3-4 kaşık şeker
Hepsi pişirilir.Soğuyunca kremşanti üzerine dökülür.Afiyet olsun.
2 gün sonra birde çikolatalısını yaptım.Çocuklar limonluyu yemedi benimde içime dert oldu onlara da çikolatalı yaptım,bayıldılar.Biz 2'şer dilim zor yedik, maaşallah hepsini silip süpürdüler.Bana sorarsanız çikolata aşığı olmama rağmen limonlusunu tavsiye ederim.
Bu aralar cheesecake'e takmış durumdayım.Geçen cuma kayınvalidemde okuma vardı ben de ne zamandan beri denemek isteyip bir türlü deneyemediğim bu tatlıyı yaptım.Aslında ben limonlu tatlıları pek sevmem ama pek yakıştı.Tarif Oktay Usta'nın tarifi ama tam olarak değil.Ben zaten hiçbir tarifi reçetesine uygun olarak yapmam,katıp karışrırım.Bunda da öyle oldu.
Limonlu Cheesecake:
Tabanı için :
*2 paket burçak bisküvi
*50 gr tereyağ
*3-4 kaşık süt
Hepsi rondoda çekilir kalıba bastırarak yerleştirilir ve 2 saat dolapta bekletilir.
Kreması:
*1 paket labne peynir
*1 bardak yoğurt
*1 bardak şeker
*2 yumurta
*2 kaşık un
*vanilya
*limon kabuğu rendesi
Hepsi çırpılır.Dolaptan çıkan bisküvili karışım üzerine dökülür ve 180 derecede 30 dak. kadar pişirilir.
Ben bir de üerine kaymak tadında krem şanti çırptım.Şekersiz olduğu için karardan pudra şeker be limon kabuğu ekledim.Soğuyan kekin üzerine yaydım.
Limon sosu:
*1 limon suyu
*1 bardak su
*1 kaşık nişasta
*3-4 kaşık şeker
Hepsi pişirilir.Soğuyunca kremşanti üzerine dökülür.Afiyet olsun.
2 gün sonra birde çikolatalısını yaptım.Çocuklar limonluyu yemedi benimde içime dert oldu onlara da çikolatalı yaptım,bayıldılar.Biz 2'şer dilim zor yedik, maaşallah hepsini silip süpürdüler.Bana sorarsanız çikolata aşığı olmama rağmen limonlusunu tavsiye ederim.
17 Kasım 2013 Pazar
ikiz Mucizelerim
Bugün dünya prematüre bebekler günü. Ben de hem doğum hikayemi,hem de yaşadıklarımı kısaca anlatmak istiyorum
2008’in
aralık ayıydı hamile olduğumu öğrendiğimde. Evliliğimizin
3.yılıydı ve birkaç aydır bebek istiyorduk. Kendimde bir takım
değişiklikler hissetmiştim ve test yapmıştım. Sonuç pozitifti
ve inanılmaz çok sevinmiştik. Hemen soluğu doktorda almıştık.
Doktorum kesenin göründüğünü ve yanında da kan pıhtısına
benzer bir şey daha gördüğünü söylemişti ve bebek olma
ihtimalinden söz etmişti. Açıkçası ben o an ikiz olma
ihtimalini aklımın ucundan bile geçirmemiştim.
Hamileliğim
7.haftasında tekrar doktora gittik ve ikiz bebeklerimiz olacağı
haberini aldık. O an duygularım öyle karışıktı ki sevinsen mi,
üzülsem mi bilememiştim. Doktorum ikiz gebeliğin zor olduğunu ve
bir takım riskler içerdiğinden bahsetmişti. Bütün zorluklara ve
risklere göğüs germem gerekiyordu çünkü ben artık ikiz bebek
annesi adayıydım.
Günlerim
bebeklerimi sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmeyi düşünmekle
geçiyordu. 2’li tarama testine kadar her şeyin yolunda gittiğini
zannediyordum. Bebeklerimden birinin gelişimi diğerine göre biraz
geriden geliyordu ama bunu çok kafama takmamıştım, rastlanan bir
şeydi çünkü.
İkili
tarama testinde doktorun tavırlarından bir şeylerin yolunda
gitmediğini anlamıştım. Bebeklerden birinin beslenemediğini
söylemişti. Kan sonuçları temizdi, ense kalınlıkları normal
sınırlardaydı ve burun kemikleri oluşmuştu. Peki bu nereden
çıkmıştı şimdi. O an nedenler, ne içinler havada uçuşuyordu.
Çok canım sıkılmıştı. Fiziksel olarak hiçbir sıkıntım
yoktu. Ama ruhen çökmüştüm.
Gel
zaman, git zaman bebeklerin gelişimleri arasındaki fark açılmaya
başladı. Doktorlar sonlandırmayı bile teklif ettiler. Ben nasıl
kıyabilirdim ona, o benim canımdan bir candı. Doktorlar birbirleri
arasında paslıyorlardı beni. En son gittiğimiz prof. Bebeklerin
1000-1500 gr civarında doğacağından bahsetmişti . O güne kadar
ve hatta doğana kadar erken doğma ihtimallerini konduramamıştım
onlara. Beslenemeyen bebeğimin kalbinde de hiperekojen odak olduğunu
söyledi ve bebekte anomali olma olasılığına değindi.. Kol ve
bacaklarının da haftasına göre kısa olduğunu söylemişti.
Kordosentez yapılma ihtimalinden bahsetti. Bu nedenle bizi fetal
kardiyolojisine gönderdi.
Kordosentez
yapılma ihtimali beni oldukça yıpratmıştı, çok riskli olduğunu
biliyordum. Günlerce rahat bir nefes alamamıştım. Büyük bir
korkuyla hastaneye gittik. Fetal ekokardiyografisi yapıldı.
Kordosentez yapılmasına gerek olmadığını ancak bebeğin
kalbinde küçük bir delik olduğunu ve zamanla kapanabileceğini
söyledi doktor.Endişeli durumum devam etse de biraz rahatlamıştım.
Evet
bebeğimin gelişimi geriden geliyordu ama çokta kafama takmıyordum.
Ufak , tefek alışverişlerimizi de yapmaya başlamıştık. Ben
nedense çok rahattım, hiç acele etmiyordum . Kendimi zamanında,
tosun gibi çocuklar doğuracağıma fazla kaptırmıştım. Erken
doğumun e’sini bile aklıma getirmiyordum. Her şeyim yarım
yamalaktı. Ne aldıklarımı yıkamıştım ne de bir hastane çantam
vardı.
Ve
büyük gün gelmişti. Hamileliğim 31.haftasıydı. Son zamanlarda
ayaklarım çok şişmeye başlamıştı ve vücudumda inanılmaz
kaşıntılarım vardı. Doktorum tatildeydi, pazartesi başlayacaktı
ve beni o gün karaciğer testi yapmak için çağırmıştı. Hani
aklıma da gelmedi değil ‘doktorumda izinli ya doğurursam’
diye. Haziranın sonlarıydı, hava sıcaktı ve ben geceleri
uyuyamıyordum. Bir elimde yastık , bir elimde çarşaf bütün evi
dolaşıyordum. Sabaha karşı oturma odasına gittim, yattım. Orada
biraz dalmışım. Cumartesi günüydü. Sabah saat 06:45 ‘de sanki
tasla su boşaltılıyormuş gibi bir sesle uyandım, hemen tuvalete
gittim tekrar su boşaldı. Korkmaya ve tir tir titremeye başladım.
Olamazdı, olmamalıydı daha çok erkendi. Ne ağrım vardı ne
sancım. Bu da nereden çıkmıştı. Hala daha kabullenemiyordum.
Mecburen eşimi kaldırdım. O kadar sakin söylemişti ki ne
olduğunu anlamıştı uyku sersemi. Hemen eşimin annelerini aradık
beraber hastaneye gittik. Eşim çıkmadan önce hastaneyi aramıştı.
Ameliyathaneyi hazırlamışlardı biz gidene kadar ve şükür ki
hastanede boş iki kuvöz vardı. Yolda giderken hala suyum geliyordu
ara ara. Ve ben hangi akla hizmet koltuk ıslanacak diye koltuğa
oturmuyordum o stresle. Neyse hastaneye vardık ve kapının önünde
bir şarıltı daha oldu artık umudum kalmamıştı doğmama
ihtimallerine dair.
Doktor
muayene etti, ultrasonla baktı. İlk sorum tabi ki bebeklerimin
durumuydu. Çok şükür yaşıyorlardı ama beklemediğim son beni
bekliyordu. Hemen sezeryan doğuma alındım. 07:18 ‘de 1040 gr
ağırlığında, 38 cm. boyunda Erdem, 07:19’da 1440 gr
ağırlığında, 38 cm. boyunda Eren dünyaya geldi. Normalde
tansiyonu düşük olan benim doğum sırasında bir hayli tansiyonum
çıkmış. Eşime sormuşlar tansiyon problemimin olup olmadığını.
Çocuklarının erken doğmasının şokunu yaşayan eşim bunun
üzerine bir de benim için telaşlanmaya başlamış. Ama şükür
ki hepimiz sağ salim çıktık doğumdan. Tabi ki bundan sonra beni
bir hayli zor günler bekliyordu.
Ayıldığımda
derinden Esin Hanım,Esin Hanım diye bir ses duyuyordum. Sedyeyle
asansöre bindirdiler odama çıkarmak için. O an tam olarak ne
olduğunu anlayamamıştım. Önce elimle karnımı yokladım, bir
acı hissettim ondan sonra taşlar yerine oturdu. Hemen hemşirelere
bebeklerimi sordum. Aldığım cevap tuhaftı. Hemşire bana 'sen
kendini düşün'dedi. Hangi anne o durumda kendini düşünebilirdi
ki. Neyse odama çıktım. Bebek doğduğunda olan o heyecan yoktu
odada. Herkesin suratı asıktı. İçim çok buruktu. Bebeklerim
kuvözdeydi, hamdolsun yaşıyorlardı ama çok endişeliydim.
Dediğim
gibi hastane çantam bile yoktu. Zaten gerekte yoktu. Hastane
çıkışlarını giyebilecek kimse de yoktu yanımda. Sadece benim
giyebileceğim birkaç parça bir şey getirdiler. O an hiçbirşey
düşünmüyordum bebeklerimden başka ama sonraları içimde bir
sürü şeyin özlemini yaşadım.
Evet
ben doğumdan güle oynaya çıkamadım.Odamı mavi balonlarla
süsleyemedim.Kırmızı kurdelamı takıp,neşeli gülücükler
saçamadım etrafa..Ziyarete gelenlerle 'ay bunlar sana benziyor ya
da aynı babası' muhabbetini yapamadım.Gelenlere özenle
hazırladığım cicili bicili bebek şekerleri sunamadım.En
önemlisi evlatlarımı kucağıma alıp,bağrıma basıp
sıcaklıklarını hissedemedim,melek yüzleri okşayıp
emziremedim.Odama bebeklerim yerine soğuk bir süt sağma makinası
getirdiler.Bebeklerimin sesi yerine makinanın o kötü gürültüsünü
dinledim.Bebeklerimi alıp kırk uçurmalara gidemedim.Ama herşeye
rağmen benim bir görevim vardı. Onlara süt yollamalıydım.Çok
ihtiyaçları vardı buna.Moralimi bozup somurtmaktan ziyade benim
zinde olup bolca süt yetiştirmem gerekiyordu onlara.Zor zahmet ilk
ağız sütünü biriktirip onlara gönderdim.Daha o zaman başladı
ikiz çocuk sahibi olmanın yükümlülüğü.İlk endişemi yaşadım
böylelikle acaba sütü ikisine de eşit vermiş miydiler? Bu arada
onları çok merak ediyordum. Eşim hemşirelere kamerayı vermişti
ve sağolsunlar onlarda çekmişlerdi.Zaten birkaç saat sonra onları
görmeye indim.Kimseyi içeri almıyorlardı benim dışımda.
İlk
girdiğimde çok tuhaf duygular hissettim.Ağızlarından midelerine
beslenmeleri için inen hortumu görünce çok kötü oldum.Zor nefes
alıyorlardı.Solunum sıkıntısı yaşıyorlardı,oksijen
alıyorlardı. Minicik elleri,ayakları hortumlarla
doluydu.Sarılıktan dolayı ışın tedavisi görüyorlardı aynı
zamanda..O an aslında şükretmem gerektiğini,prematüre doğan
bebeklerin bizim yaşadıklarımızdan çok daha ağır şartlarla
savaştığını bilmiyordum.E nede olsa derdi,kederi çeken
biliyordu.Neonatolog bebeklerimizden birinin pipisi ile ilgili bir
problemi olduğundan bahsetmişti.O zaman bunun ne tarz bir sorun
olduğunu ve ciddiyetini bilmiyorduk.
Hemşireler,
bebeklere anne şefkatiyle o kadar güzel bakıyorlardı ki hiç
gözüm arkada kalmamıştı o konuda.Benim bebeklerimle ilgilenen
hemşire bebeğime dokunabileceğimi söylemişti ama ben nedense
cesaret edememiştim sonra da inanılmaz pişman olmuştum.
Hastanede
iki gün kaldım.Bu süre içinde sürekli bebeklerimi görmeye
gittim cam arkasından.Gün içinde sadece bir kere yanlarına girme
şansım vardı.Camdan bakıp bakıp dönüyordum.Pazartesi günü
taburcu edildim.O gün hayatımın en zor günlerinden
biriydi.İnsanlar güle oynaya bebeklerini kucaklarına alıp
yuvalarına koşarken ben kollarım boş,yüreğimde inanılmaz bir
sancıyla hastaneden ayrıldım.Aklımı,yüreğimi,canımdan iki
tane canı orada bırakıp gözüm yaşlı ayrıldım
Etrafıma
karşı güçlü görünmeye çalışıyordum.Gözyaşlarımı içime
akıtıyordum.Biliyordum ki her defasında teselli edilmeye
çalışılacağım ve hiçbirinde teselli edilemeyeceğim.Eve
geldiğimde de tek görevim süt sağmaktı.Eşimde sağdığım
sütleri her ihtiyaç olduğunda götürüyordu gece iki,üç,dört
demeden.İnsanlar bebeklerinin ağlama seslerine uyanıp,kucaklarına
alıp öpe koklaya emzirirken ben her 3 saatte bir alarm sesiyle
uyanıp pompayla süt sağmak zorundaydım.Çok zoruma gidiyordu ve
her defasında hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordum.
Her
gün kaç gram aldıklarını öğrenmek için arıyordum
hastaneyi.Bir gram bile alsalar havalara uçuyordum.İlk kez emzirme
eğitimi vermek için çağırdıklarındaki heyecanımı
anlatamam.Evet evet bebeğimi kucağıma alacaktım.Ama ne yazıkki
sadece birisini.Çünkü küçük doğan(Erdemim) için biraz daha
beklemem gerekiyordu.Hastaneye gittik ve hemen yenidoğan yoğun
bakımına koşa koşa çıktım.Ama bizim paşa uyuyordu ve hemşire
uyanmasını bekleyeceğimizi söyledi.Kantine indim ve beklemeye
başladım,İçim kıpır kıpırdı.Dakikalar geçmek
bilmiyordu,bizimki de uyanmak.Telefonum çaldı ve çağırdılar
beni.İçeri girdim ve kuvözün yanında kalakaldım.Doktor 'hadi al
bebeğini'dedi.Ben şok olmuştum.O kadar küçüktü ki
alamadım,zarar vermekten çok korktum.Hemşire aldı bana verdi ama
nasıl tutacağımı bilemiyordum.Yardım etti ve emzirmeye
başladım.O küçücük ağzıyla emmeye başladı.Çok küçüktü
ama çok güçlü bir bebekti.Şanslıydım çünkü 2 yıl sürecek
emzirme maratonuna başlamıştım.
Birkaç
gün sonra yani kuvöz macerasının bittiği 28.günde 1800 gram
olan bebeğimizi(Eren'imi) alabileceğimizi söylediler.Bizdeki
telaşı görmeliydiniz.Bir yandan seviniyordum,diğer yandan
bakamama kaygısı taşıyordum.Aslında biraz daha kalsa, iki kilo
olsa öyle verseler hayır demezdim.Orada güvende oldularını
biliyordum.En büyük isteğim de ikisini beraber eve götürmekti
ama olmadı.Erdem 43.günde katılabildi aramıza.
Bebeğimiz
hastaneden çıkacaktı ama giyebileceği hiçbir şeyi
yoktu.Aldıklarımızı giydirmeye kalksak içinde kaybolurdu.İlk iş
prematüre kıyafetleri alıp,yıkayıp,ütülemek oldu.Kıyafetlerini
ve anakucağını alıp bebeğimizi almaya gittik.Formlar
doldurduk,imzaladık ve bebeğimizi bize verdiler.Bebişi
evirdik,çevirdik tutamadık anakucağına mı koysak dedik.Altına
bir sürü çul çaput koymuş olsakta bebecik ana kucağının
içinde kayboldu,iki büklüm oldu.İş başa düştü tabi aldım
kucağıma.Bir yanda hüzün bir yanda mutluluk ayrıldık hastaneden
eve geldik.İlk günler gerçekten çok zordu.Altını bile
bağlayamıyordum.Sanki dokunsam bacakları çubuk kraker gibi
kırılıverecekti.Allahtan annem ve kayınvalidem bu zor günlerimde
destek oldular.Dokuz ay boyunca ilk aylarda her ikisi,sonraları da
nöbetleşe yanımdaydılar.
Erdem
için de emzirme eğitimi verdiler.Az da olsa tecrübeliydim.Daha
rahat tutuyordum.Emme konusunda Eren kadar iddialı değildi ama
zamanla o da işi çözdü.Erdem'i almaya gittiğimiz gün Eren'i de
kontrole götürdük.Toparlayacağına 100-150 gram zayıflamıştı.Bu
gece misafirimiz olsun dediler.Bu seferde Eren'i bırakıp
geldik.Allahım ne zor geceydi.O kadar çok bağlanmıştım ki
ağlaması kulaklarımdan gitmiyordu.O da çok huzursuz olmuş.Ertesi
gün ikisine de kavuştum.Allahım bir daha onları benden ayırmasın.
Eve
gelince zor günler beni bekliyordu ama mutluydum.Günlerimizin
çoğunu hastanede geçiriyorduk.Rop muayenesi,işitme
testi,ultrasonlar.Çocukların bakılmadık bir yerleri
kalmamıştı.Her seferinde ayrı stres,heyecan.Bir de Erdem'in
hipospadias problemi vardı.Halk arasında peygamber sünneti diye
geçiyor.Üç defa ameliyat geçirdi yavrum ama şimdi
sağlıklı.Onlarda ayrı birer konu anlatsam sayfalar
sürer.Kalbindeki delikte kapandı.Çok sık hastalanmalarını
saymazsak iyiler hamdolsun.
İlk
zamanlarda yaşadığım hassasiyetler azalsa da hala devam
ediyor.Hastaneden eve geldikten sonra ziyaretçi kabul etmedik.Ben
zaten hastalık hastası olmuştum.Yakın aile bireyleri bile
dışarıdan içeri gelse ellerini yıkadı mı yıkamadı mı diye
göz hapsine alıyordum.Elimden gelse herkesi dezenfekte edesim
vardı.Tam bir sene mama ve içme sularını geçtim banyo sularını
bile kaynatıp ılıttım.Zor oluyordu ama içim rahat ediyordu en
azından.
Evet
zor günlerdi ama geçti gitti.Şimdi bana keyfini sürmek kaldı.İki
aslanımın ortasında göğsümü gere gere dolaşıyorum.Daha
anlatsam sayfalar sürer aslında.
Paşalarım sizi çok seviyorum.İyi ki geldiniz hayatımıza...
25 Temmuz 2013 Perşembe
Pasalarımın Dogumgünü
Doğumgünümüzü yapalı neredeyse 1 ayı geçti ama bende bir tembellik bir türlü paylaşamadım.Haziranın 23'ünde yaptık doğumgünümüzü.Yine aile arasındaydı daha anaokuluna başlamadığımız için.Çok mutlu oldular,çok eğlendiler.
Günler önce pastalarını sipariş ettiler bana.Eren'in ki ben10,Erdem'in ki cille olacaktı.İş başa düştü tabi ben de büyük bir zevkle ve heyecanla yaptım pastalarını.Netten beraber seçtik tasarımları.Şöyle olsun,böyle olsun diye yönlendirdiler beni.Erdem'e kalsa bütün cille karakterlerini dolduracaktı pastanın üstüne ama zor ikna ettik.Figürleri birkaç gün önceden yaptım ona rağmen saat gece üçte tam manasıyla bitirebildim.ikramlıkların çoğunu annem ve ablam hazırladı.Hatta hepsini diyebilirim.Aslında kap kek ve cake popta yapmak istemiştim ama yetiştiremedim doğumgününden önce yaz temizliğine giriştiğim için.Her yeri dip köşe temizledim.Böyle zamanlarda herşeyi bir anda bitirmeye çalışıyorum nedense canıma kastım var sanki.Kaç gün kendime gelemedim yorgunluktan.E ne oldu üç beş gün sonra heryer eski pisliğine geri döndü.Canını hiç üzmeyeceksin aslında.Mikroplarla beraber yaşayacaksın en güzeli.
İşte böyle bir doğumgüne daha geldi geçtiAllahım daha nicelerine erdirir inşallah kuzucuklarımı.
Günler önce pastalarını sipariş ettiler bana.Eren'in ki ben10,Erdem'in ki cille olacaktı.İş başa düştü tabi ben de büyük bir zevkle ve heyecanla yaptım pastalarını.Netten beraber seçtik tasarımları.Şöyle olsun,böyle olsun diye yönlendirdiler beni.Erdem'e kalsa bütün cille karakterlerini dolduracaktı pastanın üstüne ama zor ikna ettik.Figürleri birkaç gün önceden yaptım ona rağmen saat gece üçte tam manasıyla bitirebildim.ikramlıkların çoğunu annem ve ablam hazırladı.Hatta hepsini diyebilirim.Aslında kap kek ve cake popta yapmak istemiştim ama yetiştiremedim doğumgününden önce yaz temizliğine giriştiğim için.Her yeri dip köşe temizledim.Böyle zamanlarda herşeyi bir anda bitirmeye çalışıyorum nedense canıma kastım var sanki.Kaç gün kendime gelemedim yorgunluktan.E ne oldu üç beş gün sonra heryer eski pisliğine geri döndü.Canını hiç üzmeyeceksin aslında.Mikroplarla beraber yaşayacaksın en güzeli.
İşte böyle bir doğumgüne daha geldi geçtiAllahım daha nicelerine erdirir inşallah kuzucuklarımı.
19 Temmuz 2013 Cuma
Çekiliş
www.alışverişmakyaj.blogspot.com da çekiliş var.Çok güzel hediyeler var bir bakın derim.
http://alisverismakyaj.blogspot.com/2013/07/yeni-bir-cekilisin-zaman-geldi-opi-kiko.html?m=0#.UemlcdLJTwg
http://alisverismakyaj.blogspot.com/2013/07/yeni-bir-cekilisin-zaman-geldi-opi-kiko.html?m=0#.UemlcdLJTwg
21 Haziran 2013 Cuma
20 Haziran 2009
Minik oğullarım iyi ki doğdunuz.İyi ki benim oğlum oldunuz.Ne kadar çabuk 4 yaş oldunuz.Prematüre doğmanın zorluklarından dolayı sizi doğru düzgün sevip,koklayamadan büyüdünüz.Size bazen bağırsam da,kızsam da siz benim ta canımın içisiniz. Anneniz sizi çok ama çok seviyor küçük aşklarım benim.Hayatınız boyunca hep gülün,mutlu olun.Uzun,sağlıklı,başarılarla dolu bir hayatınız olsun inşallah
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








