17 Kasım 2013 Pazar

ikiz Mucizelerim

    Bugün dünya prematüre bebekler günü. Ben de hem doğum hikayemi,hem de yaşadıklarımı kısaca anlatmak istiyorum
    2008’in aralık ayıydı hamile olduğumu öğrendiğimde. Evliliğimizin 3.yılıydı ve birkaç aydır bebek istiyorduk. Kendimde bir takım değişiklikler hissetmiştim ve test yapmıştım. Sonuç pozitifti ve inanılmaz çok sevinmiştik. Hemen soluğu doktorda almıştık. Doktorum kesenin göründüğünü ve yanında da kan pıhtısına benzer bir şey daha gördüğünü söylemişti ve bebek olma ihtimalinden söz etmişti. Açıkçası ben o an ikiz olma ihtimalini aklımın ucundan bile geçirmemiştim.
   Hamileliğim 7.haftasında tekrar doktora gittik ve ikiz bebeklerimiz olacağı haberini aldık. O an duygularım öyle karışıktı ki sevinsen mi, üzülsem mi bilememiştim. Doktorum ikiz gebeliğin zor olduğunu ve bir takım riskler içerdiğinden bahsetmişti. Bütün zorluklara ve risklere göğüs germem gerekiyordu çünkü ben artık ikiz bebek annesi adayıydım.
    Günlerim bebeklerimi sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmeyi düşünmekle geçiyordu. 2’li tarama testine kadar her şeyin yolunda gittiğini zannediyordum. Bebeklerimden birinin gelişimi diğerine göre biraz geriden geliyordu ama bunu çok kafama takmamıştım, rastlanan bir şeydi çünkü.
İkili tarama testinde doktorun tavırlarından bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamıştım. Bebeklerden birinin beslenemediğini söylemişti. Kan sonuçları temizdi, ense kalınlıkları normal sınırlardaydı ve burun kemikleri oluşmuştu. Peki bu nereden çıkmıştı şimdi. O an nedenler, ne içinler havada uçuşuyordu. Çok canım sıkılmıştı. Fiziksel olarak hiçbir sıkıntım yoktu. Ama ruhen çökmüştüm.
   Gel zaman, git zaman bebeklerin gelişimleri arasındaki fark açılmaya başladı. Doktorlar sonlandırmayı bile teklif ettiler. Ben nasıl kıyabilirdim ona, o benim canımdan bir candı. Doktorlar birbirleri arasında paslıyorlardı beni. En son gittiğimiz prof. Bebeklerin 1000-1500 gr civarında doğacağından bahsetmişti . O güne kadar ve hatta doğana kadar erken doğma ihtimallerini konduramamıştım onlara. Beslenemeyen bebeğimin kalbinde de hiperekojen odak olduğunu söyledi ve bebekte anomali olma olasılığına değindi.. Kol ve bacaklarının da haftasına göre kısa olduğunu söylemişti. Kordosentez yapılma ihtimalinden bahsetti. Bu nedenle bizi fetal kardiyolojisine gönderdi.
    Kordosentez yapılma ihtimali beni oldukça yıpratmıştı, çok riskli olduğunu biliyordum. Günlerce rahat bir nefes alamamıştım. Büyük bir korkuyla hastaneye gittik. Fetal ekokardiyografisi yapıldı. Kordosentez yapılmasına gerek olmadığını ancak bebeğin kalbinde küçük bir delik olduğunu ve zamanla kapanabileceğini söyledi doktor.Endişeli durumum devam etse de biraz rahatlamıştım.
   Evet bebeğimin gelişimi geriden geliyordu ama çokta kafama takmıyordum. Ufak , tefek alışverişlerimizi de yapmaya başlamıştık. Ben nedense çok rahattım, hiç acele etmiyordum . Kendimi zamanında, tosun gibi çocuklar doğuracağıma fazla kaptırmıştım. Erken doğumun e’sini bile aklıma getirmiyordum. Her şeyim yarım yamalaktı. Ne aldıklarımı yıkamıştım ne de bir hastane çantam vardı.
    Ve büyük gün gelmişti. Hamileliğim 31.haftasıydı. Son zamanlarda ayaklarım çok şişmeye başlamıştı ve vücudumda inanılmaz kaşıntılarım vardı. Doktorum tatildeydi, pazartesi başlayacaktı ve beni o gün karaciğer testi yapmak için çağırmıştı. Hani aklıma da gelmedi değil ‘doktorumda izinli ya doğurursam’ diye. Haziranın sonlarıydı, hava sıcaktı ve ben geceleri uyuyamıyordum. Bir elimde yastık , bir elimde çarşaf bütün evi dolaşıyordum. Sabaha karşı oturma odasına gittim, yattım. Orada biraz dalmışım. Cumartesi günüydü. Sabah saat 06:45 ‘de sanki tasla su boşaltılıyormuş gibi bir sesle uyandım, hemen tuvalete gittim tekrar su boşaldı. Korkmaya ve tir tir titremeye başladım. Olamazdı, olmamalıydı daha çok erkendi. Ne ağrım vardı ne sancım. Bu da nereden çıkmıştı. Hala daha kabullenemiyordum. Mecburen eşimi kaldırdım. O kadar sakin söylemişti ki ne olduğunu anlamıştı uyku sersemi. Hemen eşimin annelerini aradık beraber hastaneye gittik. Eşim çıkmadan önce hastaneyi aramıştı. Ameliyathaneyi hazırlamışlardı biz gidene kadar ve şükür ki hastanede boş iki kuvöz vardı. Yolda giderken hala suyum geliyordu ara ara. Ve ben hangi akla hizmet koltuk ıslanacak diye koltuğa oturmuyordum o stresle. Neyse hastaneye vardık ve kapının önünde bir şarıltı daha oldu artık umudum kalmamıştı doğmama ihtimallerine dair.
    Doktor muayene etti, ultrasonla baktı. İlk sorum tabi ki bebeklerimin durumuydu. Çok şükür yaşıyorlardı ama beklemediğim son beni bekliyordu. Hemen sezeryan doğuma alındım. 07:18 ‘de 1040 gr ağırlığında, 38 cm. boyunda Erdem, 07:19’da 1440 gr ağırlığında, 38 cm. boyunda Eren dünyaya geldi. Normalde tansiyonu düşük olan benim doğum sırasında bir hayli tansiyonum çıkmış. Eşime sormuşlar tansiyon problemimin olup olmadığını. Çocuklarının erken doğmasının şokunu yaşayan eşim bunun üzerine bir de benim için telaşlanmaya başlamış. Ama şükür ki hepimiz sağ salim çıktık doğumdan. Tabi ki bundan sonra beni bir hayli zor günler bekliyordu.
   Ayıldığımda derinden Esin Hanım,Esin Hanım diye bir ses duyuyordum. Sedyeyle asansöre bindirdiler odama çıkarmak için. O an tam olarak ne olduğunu anlayamamıştım. Önce elimle karnımı yokladım, bir acı hissettim ondan sonra taşlar yerine oturdu. Hemen hemşirelere bebeklerimi sordum. Aldığım cevap tuhaftı. Hemşire bana 'sen kendini düşün'dedi. Hangi anne o durumda kendini düşünebilirdi ki. Neyse odama çıktım. Bebek doğduğunda olan o heyecan yoktu odada. Herkesin suratı asıktı. İçim çok buruktu. Bebeklerim kuvözdeydi, hamdolsun yaşıyorlardı ama çok endişeliydim.
    Dediğim gibi hastane çantam bile yoktu. Zaten gerekte yoktu. Hastane çıkışlarını giyebilecek kimse de yoktu yanımda. Sadece benim giyebileceğim birkaç parça bir şey getirdiler. O an hiçbirşey düşünmüyordum bebeklerimden başka ama sonraları içimde bir sürü şeyin özlemini yaşadım.
Evet ben doğumdan güle oynaya çıkamadım.Odamı mavi balonlarla süsleyemedim.Kırmızı kurdelamı takıp,neşeli gülücükler saçamadım etrafa..Ziyarete gelenlerle 'ay bunlar sana benziyor ya da aynı babası' muhabbetini yapamadım.Gelenlere özenle hazırladığım cicili bicili bebek şekerleri sunamadım.En önemlisi evlatlarımı kucağıma alıp,bağrıma basıp sıcaklıklarını hissedemedim,melek yüzleri okşayıp emziremedim.Odama bebeklerim yerine soğuk bir süt sağma makinası getirdiler.Bebeklerimin sesi yerine makinanın o kötü gürültüsünü dinledim.Bebeklerimi alıp kırk uçurmalara gidemedim.Ama herşeye rağmen benim bir görevim vardı. Onlara süt yollamalıydım.Çok ihtiyaçları vardı buna.Moralimi bozup somurtmaktan ziyade benim zinde olup bolca süt yetiştirmem gerekiyordu onlara.Zor zahmet ilk ağız sütünü biriktirip onlara gönderdim.Daha o zaman başladı ikiz çocuk sahibi olmanın yükümlülüğü.İlk endişemi yaşadım böylelikle acaba sütü ikisine de eşit vermiş miydiler? Bu arada onları çok merak ediyordum. Eşim hemşirelere kamerayı vermişti ve sağolsunlar onlarda çekmişlerdi.Zaten birkaç saat sonra onları görmeye indim.Kimseyi içeri almıyorlardı benim dışımda.
    İlk girdiğimde çok tuhaf duygular hissettim.Ağızlarından midelerine beslenmeleri için inen hortumu görünce çok kötü oldum.Zor nefes alıyorlardı.Solunum sıkıntısı yaşıyorlardı,oksijen alıyorlardı. Minicik elleri,ayakları hortumlarla doluydu.Sarılıktan dolayı ışın tedavisi görüyorlardı aynı zamanda..O an aslında şükretmem gerektiğini,prematüre doğan bebeklerin bizim yaşadıklarımızdan çok daha ağır şartlarla savaştığını bilmiyordum.E nede olsa derdi,kederi çeken biliyordu.Neonatolog bebeklerimizden birinin pipisi ile ilgili bir problemi olduğundan bahsetmişti.O zaman bunun ne tarz bir sorun olduğunu ve ciddiyetini bilmiyorduk.
    Hemşireler, bebeklere anne şefkatiyle o kadar güzel bakıyorlardı ki hiç gözüm arkada kalmamıştı o konuda.Benim bebeklerimle ilgilenen hemşire bebeğime dokunabileceğimi söylemişti ama ben nedense cesaret edememiştim sonra da inanılmaz pişman olmuştum.
    Hastanede iki gün kaldım.Bu süre içinde sürekli bebeklerimi görmeye gittim cam arkasından.Gün içinde sadece bir kere yanlarına girme şansım vardı.Camdan bakıp bakıp dönüyordum.Pazartesi günü taburcu edildim.O gün hayatımın en zor günlerinden biriydi.İnsanlar güle oynaya bebeklerini kucaklarına alıp yuvalarına koşarken ben kollarım boş,yüreğimde inanılmaz bir sancıyla hastaneden ayrıldım.Aklımı,yüreğimi,canımdan iki tane canı orada bırakıp gözüm yaşlı ayrıldım
   Etrafıma karşı güçlü görünmeye çalışıyordum.Gözyaşlarımı içime akıtıyordum.Biliyordum ki her defasında teselli edilmeye çalışılacağım ve hiçbirinde teselli edilemeyeceğim.Eve geldiğimde de tek görevim süt sağmaktı.Eşimde sağdığım sütleri her ihtiyaç olduğunda götürüyordu gece iki,üç,dört demeden.İnsanlar bebeklerinin ağlama seslerine uyanıp,kucaklarına alıp öpe koklaya emzirirken ben her 3 saatte bir alarm sesiyle uyanıp pompayla süt sağmak zorundaydım.Çok zoruma gidiyordu ve her defasında hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordum.
    Her gün kaç gram aldıklarını öğrenmek için arıyordum hastaneyi.Bir gram bile alsalar havalara uçuyordum.İlk kez emzirme eğitimi vermek için çağırdıklarındaki heyecanımı anlatamam.Evet evet bebeğimi kucağıma alacaktım.Ama ne yazıkki sadece birisini.Çünkü küçük doğan(Erdemim) için biraz daha beklemem gerekiyordu.Hastaneye gittik ve hemen yenidoğan yoğun bakımına koşa koşa çıktım.Ama bizim paşa uyuyordu ve hemşire uyanmasını bekleyeceğimizi söyledi.Kantine indim ve beklemeye başladım,İçim kıpır kıpırdı.Dakikalar geçmek bilmiyordu,bizimki de uyanmak.Telefonum çaldı ve çağırdılar beni.İçeri girdim ve kuvözün yanında kalakaldım.Doktor 'hadi al bebeğini'dedi.Ben şok olmuştum.O kadar küçüktü ki alamadım,zarar vermekten çok korktum.Hemşire aldı bana verdi ama nasıl tutacağımı bilemiyordum.Yardım etti ve emzirmeye başladım.O küçücük ağzıyla emmeye başladı.Çok küçüktü ama çok güçlü bir bebekti.Şanslıydım çünkü 2 yıl sürecek emzirme maratonuna başlamıştım.
    Birkaç gün sonra yani kuvöz macerasının bittiği 28.günde 1800 gram olan bebeğimizi(Eren'imi) alabileceğimizi söylediler.Bizdeki telaşı görmeliydiniz.Bir yandan seviniyordum,diğer yandan bakamama kaygısı taşıyordum.Aslında biraz daha kalsa, iki kilo olsa öyle verseler hayır demezdim.Orada güvende oldularını biliyordum.En büyük isteğim de ikisini beraber eve götürmekti ama olmadı.Erdem 43.günde katılabildi aramıza.
    Bebeğimiz hastaneden çıkacaktı ama giyebileceği hiçbir şeyi yoktu.Aldıklarımızı giydirmeye kalksak içinde kaybolurdu.İlk iş prematüre kıyafetleri alıp,yıkayıp,ütülemek oldu.Kıyafetlerini ve anakucağını alıp bebeğimizi almaya gittik.Formlar doldurduk,imzaladık ve bebeğimizi bize verdiler.Bebişi evirdik,çevirdik tutamadık anakucağına mı koysak dedik.Altına bir sürü çul çaput koymuş olsakta bebecik ana kucağının içinde kayboldu,iki büklüm oldu.İş başa düştü tabi aldım kucağıma.Bir yanda hüzün bir yanda mutluluk ayrıldık hastaneden eve geldik.İlk günler gerçekten çok zordu.Altını bile bağlayamıyordum.Sanki dokunsam bacakları çubuk kraker gibi kırılıverecekti.Allahtan annem ve kayınvalidem bu zor günlerimde destek oldular.Dokuz ay boyunca ilk aylarda her ikisi,sonraları da nöbetleşe yanımdaydılar.
    Erdem için de emzirme eğitimi verdiler.Az da olsa tecrübeliydim.Daha rahat tutuyordum.Emme konusunda Eren kadar iddialı değildi ama zamanla o da işi çözdü.Erdem'i almaya gittiğimiz gün Eren'i de kontrole götürdük.Toparlayacağına 100-150 gram zayıflamıştı.Bu gece misafirimiz olsun dediler.Bu seferde Eren'i bırakıp geldik.Allahım ne zor geceydi.O kadar çok bağlanmıştım ki ağlaması kulaklarımdan gitmiyordu.O da çok huzursuz olmuş.Ertesi gün ikisine de kavuştum.Allahım bir daha onları benden ayırmasın.
    Eve gelince zor günler beni bekliyordu ama mutluydum.Günlerimizin çoğunu hastanede geçiriyorduk.Rop muayenesi,işitme testi,ultrasonlar.Çocukların bakılmadık bir yerleri kalmamıştı.Her seferinde ayrı stres,heyecan.Bir de Erdem'in hipospadias problemi vardı.Halk arasında peygamber sünneti diye geçiyor.Üç defa ameliyat geçirdi yavrum ama şimdi sağlıklı.Onlarda ayrı birer konu anlatsam sayfalar sürer.Kalbindeki delikte kapandı.Çok sık hastalanmalarını saymazsak iyiler hamdolsun.
    İlk zamanlarda yaşadığım hassasiyetler azalsa da hala devam ediyor.Hastaneden eve geldikten sonra ziyaretçi kabul etmedik.Ben zaten hastalık hastası olmuştum.Yakın aile bireyleri bile dışarıdan içeri gelse ellerini yıkadı mı yıkamadı mı diye göz hapsine alıyordum.Elimden gelse herkesi dezenfekte edesim vardı.Tam bir sene mama ve içme sularını geçtim banyo sularını bile kaynatıp ılıttım.Zor oluyordu ama içim rahat ediyordu en azından.
    Evet zor günlerdi ama geçti gitti.Şimdi bana keyfini sürmek kaldı.İki aslanımın ortasında göğsümü gere gere dolaşıyorum.Daha anlatsam sayfalar sürer aslında.
    Paşalarım sizi çok seviyorum.İyi ki geldiniz hayatımıza...


2 yorum:

Nihal Baysal Koçer dedi ki...

Allah sizi onlara onları da size bağışlasın.

afacan ikizler dedi ki...

Amin çok sağolun Allah hiçbir çocuğu ailesinden ayırmasın

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails