16 Temmuz 2014 Çarşamba

Kuzucuklarımın Doğumgünleri

    Çok uzun zaman oldu yine.Yazmaya yazmaya soğuyor galiba insan.Acaba şunu mu yazsam,yoksa bunu mu yazsam derken gün sona eriyor.
    Bebişlerim büyüdü 5 yaşını doldurdu haziranın yirmisinde.Zaman ne kadar çabuk geçiyor anlamıyor insan.Küçük birer delikanlı oldular bile.
    Bu sene ilk anaokulu deneyimlerini de tamamladılar.Güzel arkadaşlıklar kurdular.Zaten benim çocuklarım diye söylemiyorum sıcak kanlılar.Çabuk arkadaşlık kuruyorlar.Doğumgünlerini de arkadaşları ile kutlamak istediler.Ve iş başa düştü ve hazırlıklara başladık.





    Benim huyumdur misafir geleceği zaman cam,kapı,duvar,avize ne varsa en ince ayrıntısına kadar temizleme takıntım olduğumdan hazırlıklarımı tam gönlüme göre yapamadım.Ama yinede onların mutlu olduğunu görmek beni çok mutlu.Diğer hafta da akrabalar arasında kutladık.
    Yine iki farklı pasta siparişi vardı küçük beylerin.Eren şimşek Mcqueen,Erdem Dusty.Şimşeği arkadaşlarıyla yaptığımız doğumgününde,dustyi de diğerinde yaptım.Bol bol eğlendiler,koşturdular,kudurdular.E haliyle 10 çocuk bir evde başka türlüsü düşünülemezdi :)
    Aslında perdedeki süsleri ve keçeden yaptığım papyonları  arkadaşları ile kutladıkları doğımgününe hazırlayacaktım ama yetişmedi.Eşim hazırladı, çıktıları aldık ve kırmızı fon kartonuna yapıştırdık.













   Bunlarda Dusty'li doğumgünümüzden

,,





    Küçük kuzularım iyi ki doğdunuz,iyi ki benim paşalarım oldunuz,anneniz sizi çok ama çok seviyor.Hayatınızın her zaman şeker tadında geçmesi dileğiyle...

23 Mayıs 2014 Cuma

Parmak Boya

   Yaptığımız ve yayınlayamadığım bir sürü faaliyetimiz var.İşe bugün yaptığız şu caillou beyin meşhur parmak boyasıyla başlıyacağım.Ben kırtasiyeden baskı yapmak için küp almıştım.Üzerinde uçak,araba,çiçek gibi figürler falan var.Onları parmaklarımızla boyayıp dosya kağıdına aktardık.Bizim eskiden yaptıgımız patates baskının gelişmiş versiyonu.Her yerimiz boya oldu orası ayrı konu.Belli bir süre sonra işin cılkını çıkaran kuzucuklar parmak boyasını el boyası olarak kullanmaya başladılar.Hatta bir ara ayaklara geçicez diye ödüm patladı ama neyseki sorunsuz,kavgasız tamamladık.


15 Mayıs 2014 Perşembe

Başımız Sağolsun

   Söze nasıl başlamalı,ne demeli bilemiyorum.İçim daralıyor.Evine bir lokma ekmek götürebilmek  için çok zor şartlarda çalışan emekçi vatandaşlarımızı kaybettik.Hepsine Allahtan rahmet diliyorum,mekanları cennet olsun.Bizim içimiz yanıp kavrulurken ailelerini düşünemiyorum bile.Ne de olsa ateş düştüğü yeri yakıyor.Biz acılarımızı çabuk unutan bir toplumuz.3-5 gün sonra herşey eskisine dönecek.Ama ya onlar.Onların içi alev alev yanmaya devam edecek.Kaç ana evladını,kaç evlat babasını yitirdi.Onların hikayeleri yarım kaldı hemde feci bir şekilde.1 ayda yerin bilmem kaç kat altında,karanlıkta,çok zor şartlarda çalışarak kazandığı ekmek parasını 1 gecede keyfi için harcayanları düşündükçe isyan etmemek içten bile değil.Nasıl bir düzendir bu aklım almıyor.
   Dün ilk defa marmarayı kullanarak Sirkeci'ye gittik eşimle.Kendimi o kadar kötü hissettim ki o kadar ferah olmasına rağmen ve çıktığımızda eşime 'maden işçileri nasıl çaılşıyorlar o kadar yerin altında,ne kadar zor' dedim.Ve akşamına bu olayı duyduk.İnanın o kısacık sürede neler düşündüm.Ya deprem olsa,ya çökse.Ama kendimden ziyade evlatlarımı düşündüm.Onlar neler düşünüyorlardı,o an neler düşündüler aklıma geldikçe kötü oluyorum. Ne yazık ki olan oldu ve onları KAYBETTİK.Allahım onları cennetinin en güzel köşeleriyle ödülledirir inşallah.


24 Nisan 2014 Perşembe

Kitap Kurdu Böjük Geleneksel Bahar Çekilişi :)

evet evet biliyorum uzun zamandır çekiliş yapmadım :)
ama bunu bu çekilişle telafi ediyorumdur umarım
her zaman ki olduğu gibi 1 kişiye D&R 50 tl lık hediye çeki veriyorum
alttaki koşulları yerine getirip çekilişi blogunuzda duyurmak ve linkini,  mail adresinizi yoruma yazmanız yeterli çekiliş 30 Nisanda son bulacak :)
herkese bol şanss
http://bojukandperik.blogspot.com.tr/2014/04/kitap-kurdu-bojuk-geleneksel-bahar.html

11 Nisan 2014 Cuma

Bonibonlu Kurabiye

   Aslında bonibon,şeker,şekerleme hele ki cips ve jelibon yemelerine kesinlikle izin yok bizde.(Çoğu zaman insanlar özellikle parklarda anneler ikram ettiğinde,yok onlar yemez dediğimde,uzaylıymışım gibi bakıyorlar bana).Ama Eren markette birgün bu kurabiyelerden gördü ve istedi .Ben de ben sana yaparım dedim ve mecburen yaptım.

Malzemeler:
2 yumurta
1 su bardağı tozşeker
1 su bardağı sıvıyağ
2 çorba kaşığı kakao
2 su bardağı un
1 paket kabartma toz
1 paket vanilya
3 çorba kaşığı damla çikolata
3 kutu bonibon



   Bonibon dışındaki malzemeler yoğurulup yuvarlak şekil verilir.Çok fazla yayvan yapmamakta yarar var çünkü pişince yayılıyor.Daha sonra bonibonlar üzerine bastırarak yerleştiriliyor.160 derecede 20dk.kadar pişiriliyor.Afiyet olsun...


8 Nisan 2014 Salı

Fışfış ve Dido

   Fışfış ve Dido bizim ailemizin yeni üyeleri.Kuzularım çoktandır neden bizim kedimiz köpeğimiz yok diye söyleniyorlardı.Ben evde tüylü hayvan besleme taraftarı değilim.Severim aslında bahçeli bir evim olsa hiç tereddüt etmem ama evde çok zor.Zaten işim hiç bitmiyor bir hayvanın sorumluluğunu alabilecek durumda hissetmiyorum kendimi.Sonuçta o da bir can kılı,tüyü,bonyosu.maması yok yetişemem.Biz de en kolay yolu balık almakta bulduk.Akarı yok,kokarı yok,bakımı kolay.
   İsimlerini kendileri koydu.Erdem'inki fışfış,Eren'inki dido.Kendileri besliyorlar.Ve hatta beslerken kavga ediyorlar.Geçenlerde Erdem yemi attı Dido yedi,O da salak Dido dedi.Eren başladı vay efendim sen benim balığıma nasıl salak dersin.Birbirlerine girdiler zor ayırdım.En ufak şeyde kavga etmak için sebep arıyorlar ama birbirlerini de çok seviyorlar.







7 Nisan 2014 Pazartesi

Ay Kumu

   Artık bunu bilmeyen yoktur sanıyorum.Biz de kusur kalmayalım dedik ve yaptık.Çok eğlendiler.Benim bile hoşuma gitti,çok eğlenceli ama oyundan sonrası işkenceye dönüşüyor her yer,üst baş batıyor.Bir kaç gün üst üste oynadılar.Eren hala ısrarla soruyor ama sanırım yazın balkonda oynamak daha mantıklı.Yağımız bitti deyip geçiştirdim.Balkon sezonu açılınca bol bol oynarlar artık.
   Malzemeler çok basit.3bardak un yarım bardak bebe yağı yada zeytinyağı.Ben bebe yağı kullandım.Kıvamı çok güzel oldu ama 3 değil 6 bardaktan yapmalı çünkü az geldi miktar olarak.




2 Nisan 2014 Çarşamba

Kartondan Otoyol

   Ne yapalım ne yapalım derken aklımıza böyle bişey geldi ve yapıverdik.! adet büyük karton ve fon kartonları kullandık.Beraber yaptık ve çok eğlendiler yaparken.Bittikten sonra da epey oynadılar kuzularım.





19 Mart 2014 Çarşamba

Marakas Yaptık

   Çocuklar okula başladıklarından beri onları epey ihmal ettim.Götür,getir,giydir.yedir,içir derken nasıl akşam oluyor anlamıyorum.Gerçi ayın 1 haftası evdeler mutlaka hastalıktan dolatı.Zaten çok sık hastalanan çocuklardı ama bu sene tavan yaptı sanırım okula başlamanın etkisi.Bu hafta başından beri yine evdeyiz.Evdeyken zaptetmesi de zor oluyor yaramazları.
   Bunu aslında daha önceden yapmıştık.Yine kudurdukları bir anda oyalansınlar diye uyduruverdim.Yarım litrelik pet şişe,elişi kağıtları,şekilli delgeç,pullar ve biraz fasulye ile yatık.Yaptıktan sonra epey bir kafam şişti ama neyse...








3 Şubat 2014 Pazartesi

Korkacak Ne Var!

  Benim ufaklıklar son zamanlarda karanlıktan çok korkuyorlar.Özellikle Erdem gündüz bile tuvalete giderken benimle beraber gitmek istiyor.Ben de bunun için ne yapabilirim diye araştırırken bu kitabı buldum.Oldukça faydasını gördük.Şimdi gece bile ışıkları yakarak kendisi gidiyor.Karanlıktan korkan çocuklar için gerçekten çok faydalı.

22 Ocak 2014 Çarşamba

Limonlu ve Çikolatalı Cheesecake

   Merhabalar! Yine uzun zaman oldu yazmayalı.Aslında her defasında elim gidiyor yazmaya ama ay önce şunu yazmalıyım,yok hayır bunu yazmalıyım derken hiçbirşey yazmadan geçiyor günler.Çocuklar anaokulunu başladı hatta yarıyıl tatili geldi.En son olan salgından biz de nasibimizi aldık.Maaile sağlam hastalandık.Özellikle çocuklar çok yıprandı.İğneler,serumlar,havalar derken süzüldü yavrularım.Zaten zayıftılar kuş kadar kaldılar.Yirmi gün okula gidemediler.Bunun dışında ben de hastalandım canım hiçbirşey yapmak istemedi.Ama yine de boğazımdan kusur kalmadım tabiki.
   Bu aralar cheesecake'e takmış durumdayım.Geçen cuma kayınvalidemde okuma vardı ben de ne zamandan beri denemek isteyip bir türlü deneyemediğim bu tatlıyı yaptım.Aslında ben limonlu tatlıları pek sevmem ama pek yakıştı.Tarif Oktay Usta'nın tarifi ama tam olarak değil.Ben zaten hiçbir tarifi reçetesine uygun olarak yapmam,katıp karışrırım.Bunda da öyle oldu.

Limonlu Cheesecake:
Tabanı için :
*2 paket burçak bisküvi
*50 gr tereyağ 
*3-4 kaşık süt
Hepsi rondoda çekilir kalıba bastırarak yerleştirilir ve 2 saat dolapta bekletilir.
Kreması:
*1 paket labne peynir
*1 bardak yoğurt
*1 bardak şeker
*2 yumurta
*2 kaşık un
*vanilya
*limon kabuğu rendesi
Hepsi çırpılır.Dolaptan çıkan bisküvili karışım üzerine dökülür ve 180 derecede 30 dak. kadar pişirilir.
 Ben bir de üerine kaymak tadında krem şanti çırptım.Şekersiz olduğu için karardan pudra şeker be limon kabuğu ekledim.Soğuyan kekin üzerine yaydım.
Limon sosu:
*1 limon suyu
*1 bardak su
*1 kaşık nişasta
*3-4 kaşık şeker
Hepsi pişirilir.Soğuyunca kremşanti üzerine dökülür.Afiyet olsun.







2 gün sonra birde çikolatalısını yaptım.Çocuklar limonluyu yemedi benimde içime dert oldu onlara da çikolatalı yaptım,bayıldılar.Biz 2'şer dilim zor yedik, maaşallah hepsini silip süpürdüler.Bana sorarsanız çikolata aşığı olmama rağmen limonlusunu tavsiye ederim.






17 Kasım 2013 Pazar

ikiz Mucizelerim

    Bugün dünya prematüre bebekler günü. Ben de hem doğum hikayemi,hem de yaşadıklarımı kısaca anlatmak istiyorum
    2008’in aralık ayıydı hamile olduğumu öğrendiğimde. Evliliğimizin 3.yılıydı ve birkaç aydır bebek istiyorduk. Kendimde bir takım değişiklikler hissetmiştim ve test yapmıştım. Sonuç pozitifti ve inanılmaz çok sevinmiştik. Hemen soluğu doktorda almıştık. Doktorum kesenin göründüğünü ve yanında da kan pıhtısına benzer bir şey daha gördüğünü söylemişti ve bebek olma ihtimalinden söz etmişti. Açıkçası ben o an ikiz olma ihtimalini aklımın ucundan bile geçirmemiştim.
   Hamileliğim 7.haftasında tekrar doktora gittik ve ikiz bebeklerimiz olacağı haberini aldık. O an duygularım öyle karışıktı ki sevinsen mi, üzülsem mi bilememiştim. Doktorum ikiz gebeliğin zor olduğunu ve bir takım riskler içerdiğinden bahsetmişti. Bütün zorluklara ve risklere göğüs germem gerekiyordu çünkü ben artık ikiz bebek annesi adayıydım.
    Günlerim bebeklerimi sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmeyi düşünmekle geçiyordu. 2’li tarama testine kadar her şeyin yolunda gittiğini zannediyordum. Bebeklerimden birinin gelişimi diğerine göre biraz geriden geliyordu ama bunu çok kafama takmamıştım, rastlanan bir şeydi çünkü.
İkili tarama testinde doktorun tavırlarından bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamıştım. Bebeklerden birinin beslenemediğini söylemişti. Kan sonuçları temizdi, ense kalınlıkları normal sınırlardaydı ve burun kemikleri oluşmuştu. Peki bu nereden çıkmıştı şimdi. O an nedenler, ne içinler havada uçuşuyordu. Çok canım sıkılmıştı. Fiziksel olarak hiçbir sıkıntım yoktu. Ama ruhen çökmüştüm.
   Gel zaman, git zaman bebeklerin gelişimleri arasındaki fark açılmaya başladı. Doktorlar sonlandırmayı bile teklif ettiler. Ben nasıl kıyabilirdim ona, o benim canımdan bir candı. Doktorlar birbirleri arasında paslıyorlardı beni. En son gittiğimiz prof. Bebeklerin 1000-1500 gr civarında doğacağından bahsetmişti . O güne kadar ve hatta doğana kadar erken doğma ihtimallerini konduramamıştım onlara. Beslenemeyen bebeğimin kalbinde de hiperekojen odak olduğunu söyledi ve bebekte anomali olma olasılığına değindi.. Kol ve bacaklarının da haftasına göre kısa olduğunu söylemişti. Kordosentez yapılma ihtimalinden bahsetti. Bu nedenle bizi fetal kardiyolojisine gönderdi.
    Kordosentez yapılma ihtimali beni oldukça yıpratmıştı, çok riskli olduğunu biliyordum. Günlerce rahat bir nefes alamamıştım. Büyük bir korkuyla hastaneye gittik. Fetal ekokardiyografisi yapıldı. Kordosentez yapılmasına gerek olmadığını ancak bebeğin kalbinde küçük bir delik olduğunu ve zamanla kapanabileceğini söyledi doktor.Endişeli durumum devam etse de biraz rahatlamıştım.
   Evet bebeğimin gelişimi geriden geliyordu ama çokta kafama takmıyordum. Ufak , tefek alışverişlerimizi de yapmaya başlamıştık. Ben nedense çok rahattım, hiç acele etmiyordum . Kendimi zamanında, tosun gibi çocuklar doğuracağıma fazla kaptırmıştım. Erken doğumun e’sini bile aklıma getirmiyordum. Her şeyim yarım yamalaktı. Ne aldıklarımı yıkamıştım ne de bir hastane çantam vardı.
    Ve büyük gün gelmişti. Hamileliğim 31.haftasıydı. Son zamanlarda ayaklarım çok şişmeye başlamıştı ve vücudumda inanılmaz kaşıntılarım vardı. Doktorum tatildeydi, pazartesi başlayacaktı ve beni o gün karaciğer testi yapmak için çağırmıştı. Hani aklıma da gelmedi değil ‘doktorumda izinli ya doğurursam’ diye. Haziranın sonlarıydı, hava sıcaktı ve ben geceleri uyuyamıyordum. Bir elimde yastık , bir elimde çarşaf bütün evi dolaşıyordum. Sabaha karşı oturma odasına gittim, yattım. Orada biraz dalmışım. Cumartesi günüydü. Sabah saat 06:45 ‘de sanki tasla su boşaltılıyormuş gibi bir sesle uyandım, hemen tuvalete gittim tekrar su boşaldı. Korkmaya ve tir tir titremeye başladım. Olamazdı, olmamalıydı daha çok erkendi. Ne ağrım vardı ne sancım. Bu da nereden çıkmıştı. Hala daha kabullenemiyordum. Mecburen eşimi kaldırdım. O kadar sakin söylemişti ki ne olduğunu anlamıştı uyku sersemi. Hemen eşimin annelerini aradık beraber hastaneye gittik. Eşim çıkmadan önce hastaneyi aramıştı. Ameliyathaneyi hazırlamışlardı biz gidene kadar ve şükür ki hastanede boş iki kuvöz vardı. Yolda giderken hala suyum geliyordu ara ara. Ve ben hangi akla hizmet koltuk ıslanacak diye koltuğa oturmuyordum o stresle. Neyse hastaneye vardık ve kapının önünde bir şarıltı daha oldu artık umudum kalmamıştı doğmama ihtimallerine dair.
    Doktor muayene etti, ultrasonla baktı. İlk sorum tabi ki bebeklerimin durumuydu. Çok şükür yaşıyorlardı ama beklemediğim son beni bekliyordu. Hemen sezeryan doğuma alındım. 07:18 ‘de 1040 gr ağırlığında, 38 cm. boyunda Erdem, 07:19’da 1440 gr ağırlığında, 38 cm. boyunda Eren dünyaya geldi. Normalde tansiyonu düşük olan benim doğum sırasında bir hayli tansiyonum çıkmış. Eşime sormuşlar tansiyon problemimin olup olmadığını. Çocuklarının erken doğmasının şokunu yaşayan eşim bunun üzerine bir de benim için telaşlanmaya başlamış. Ama şükür ki hepimiz sağ salim çıktık doğumdan. Tabi ki bundan sonra beni bir hayli zor günler bekliyordu.
   Ayıldığımda derinden Esin Hanım,Esin Hanım diye bir ses duyuyordum. Sedyeyle asansöre bindirdiler odama çıkarmak için. O an tam olarak ne olduğunu anlayamamıştım. Önce elimle karnımı yokladım, bir acı hissettim ondan sonra taşlar yerine oturdu. Hemen hemşirelere bebeklerimi sordum. Aldığım cevap tuhaftı. Hemşire bana 'sen kendini düşün'dedi. Hangi anne o durumda kendini düşünebilirdi ki. Neyse odama çıktım. Bebek doğduğunda olan o heyecan yoktu odada. Herkesin suratı asıktı. İçim çok buruktu. Bebeklerim kuvözdeydi, hamdolsun yaşıyorlardı ama çok endişeliydim.
    Dediğim gibi hastane çantam bile yoktu. Zaten gerekte yoktu. Hastane çıkışlarını giyebilecek kimse de yoktu yanımda. Sadece benim giyebileceğim birkaç parça bir şey getirdiler. O an hiçbirşey düşünmüyordum bebeklerimden başka ama sonraları içimde bir sürü şeyin özlemini yaşadım.
Evet ben doğumdan güle oynaya çıkamadım.Odamı mavi balonlarla süsleyemedim.Kırmızı kurdelamı takıp,neşeli gülücükler saçamadım etrafa..Ziyarete gelenlerle 'ay bunlar sana benziyor ya da aynı babası' muhabbetini yapamadım.Gelenlere özenle hazırladığım cicili bicili bebek şekerleri sunamadım.En önemlisi evlatlarımı kucağıma alıp,bağrıma basıp sıcaklıklarını hissedemedim,melek yüzleri okşayıp emziremedim.Odama bebeklerim yerine soğuk bir süt sağma makinası getirdiler.Bebeklerimin sesi yerine makinanın o kötü gürültüsünü dinledim.Bebeklerimi alıp kırk uçurmalara gidemedim.Ama herşeye rağmen benim bir görevim vardı. Onlara süt yollamalıydım.Çok ihtiyaçları vardı buna.Moralimi bozup somurtmaktan ziyade benim zinde olup bolca süt yetiştirmem gerekiyordu onlara.Zor zahmet ilk ağız sütünü biriktirip onlara gönderdim.Daha o zaman başladı ikiz çocuk sahibi olmanın yükümlülüğü.İlk endişemi yaşadım böylelikle acaba sütü ikisine de eşit vermiş miydiler? Bu arada onları çok merak ediyordum. Eşim hemşirelere kamerayı vermişti ve sağolsunlar onlarda çekmişlerdi.Zaten birkaç saat sonra onları görmeye indim.Kimseyi içeri almıyorlardı benim dışımda.
    İlk girdiğimde çok tuhaf duygular hissettim.Ağızlarından midelerine beslenmeleri için inen hortumu görünce çok kötü oldum.Zor nefes alıyorlardı.Solunum sıkıntısı yaşıyorlardı,oksijen alıyorlardı. Minicik elleri,ayakları hortumlarla doluydu.Sarılıktan dolayı ışın tedavisi görüyorlardı aynı zamanda..O an aslında şükretmem gerektiğini,prematüre doğan bebeklerin bizim yaşadıklarımızdan çok daha ağır şartlarla savaştığını bilmiyordum.E nede olsa derdi,kederi çeken biliyordu.Neonatolog bebeklerimizden birinin pipisi ile ilgili bir problemi olduğundan bahsetmişti.O zaman bunun ne tarz bir sorun olduğunu ve ciddiyetini bilmiyorduk.
    Hemşireler, bebeklere anne şefkatiyle o kadar güzel bakıyorlardı ki hiç gözüm arkada kalmamıştı o konuda.Benim bebeklerimle ilgilenen hemşire bebeğime dokunabileceğimi söylemişti ama ben nedense cesaret edememiştim sonra da inanılmaz pişman olmuştum.
    Hastanede iki gün kaldım.Bu süre içinde sürekli bebeklerimi görmeye gittim cam arkasından.Gün içinde sadece bir kere yanlarına girme şansım vardı.Camdan bakıp bakıp dönüyordum.Pazartesi günü taburcu edildim.O gün hayatımın en zor günlerinden biriydi.İnsanlar güle oynaya bebeklerini kucaklarına alıp yuvalarına koşarken ben kollarım boş,yüreğimde inanılmaz bir sancıyla hastaneden ayrıldım.Aklımı,yüreğimi,canımdan iki tane canı orada bırakıp gözüm yaşlı ayrıldım
   Etrafıma karşı güçlü görünmeye çalışıyordum.Gözyaşlarımı içime akıtıyordum.Biliyordum ki her defasında teselli edilmeye çalışılacağım ve hiçbirinde teselli edilemeyeceğim.Eve geldiğimde de tek görevim süt sağmaktı.Eşimde sağdığım sütleri her ihtiyaç olduğunda götürüyordu gece iki,üç,dört demeden.İnsanlar bebeklerinin ağlama seslerine uyanıp,kucaklarına alıp öpe koklaya emzirirken ben her 3 saatte bir alarm sesiyle uyanıp pompayla süt sağmak zorundaydım.Çok zoruma gidiyordu ve her defasında hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordum.
    Her gün kaç gram aldıklarını öğrenmek için arıyordum hastaneyi.Bir gram bile alsalar havalara uçuyordum.İlk kez emzirme eğitimi vermek için çağırdıklarındaki heyecanımı anlatamam.Evet evet bebeğimi kucağıma alacaktım.Ama ne yazıkki sadece birisini.Çünkü küçük doğan(Erdemim) için biraz daha beklemem gerekiyordu.Hastaneye gittik ve hemen yenidoğan yoğun bakımına koşa koşa çıktım.Ama bizim paşa uyuyordu ve hemşire uyanmasını bekleyeceğimizi söyledi.Kantine indim ve beklemeye başladım,İçim kıpır kıpırdı.Dakikalar geçmek bilmiyordu,bizimki de uyanmak.Telefonum çaldı ve çağırdılar beni.İçeri girdim ve kuvözün yanında kalakaldım.Doktor 'hadi al bebeğini'dedi.Ben şok olmuştum.O kadar küçüktü ki alamadım,zarar vermekten çok korktum.Hemşire aldı bana verdi ama nasıl tutacağımı bilemiyordum.Yardım etti ve emzirmeye başladım.O küçücük ağzıyla emmeye başladı.Çok küçüktü ama çok güçlü bir bebekti.Şanslıydım çünkü 2 yıl sürecek emzirme maratonuna başlamıştım.
    Birkaç gün sonra yani kuvöz macerasının bittiği 28.günde 1800 gram olan bebeğimizi(Eren'imi) alabileceğimizi söylediler.Bizdeki telaşı görmeliydiniz.Bir yandan seviniyordum,diğer yandan bakamama kaygısı taşıyordum.Aslında biraz daha kalsa, iki kilo olsa öyle verseler hayır demezdim.Orada güvende oldularını biliyordum.En büyük isteğim de ikisini beraber eve götürmekti ama olmadı.Erdem 43.günde katılabildi aramıza.
    Bebeğimiz hastaneden çıkacaktı ama giyebileceği hiçbir şeyi yoktu.Aldıklarımızı giydirmeye kalksak içinde kaybolurdu.İlk iş prematüre kıyafetleri alıp,yıkayıp,ütülemek oldu.Kıyafetlerini ve anakucağını alıp bebeğimizi almaya gittik.Formlar doldurduk,imzaladık ve bebeğimizi bize verdiler.Bebişi evirdik,çevirdik tutamadık anakucağına mı koysak dedik.Altına bir sürü çul çaput koymuş olsakta bebecik ana kucağının içinde kayboldu,iki büklüm oldu.İş başa düştü tabi aldım kucağıma.Bir yanda hüzün bir yanda mutluluk ayrıldık hastaneden eve geldik.İlk günler gerçekten çok zordu.Altını bile bağlayamıyordum.Sanki dokunsam bacakları çubuk kraker gibi kırılıverecekti.Allahtan annem ve kayınvalidem bu zor günlerimde destek oldular.Dokuz ay boyunca ilk aylarda her ikisi,sonraları da nöbetleşe yanımdaydılar.
    Erdem için de emzirme eğitimi verdiler.Az da olsa tecrübeliydim.Daha rahat tutuyordum.Emme konusunda Eren kadar iddialı değildi ama zamanla o da işi çözdü.Erdem'i almaya gittiğimiz gün Eren'i de kontrole götürdük.Toparlayacağına 100-150 gram zayıflamıştı.Bu gece misafirimiz olsun dediler.Bu seferde Eren'i bırakıp geldik.Allahım ne zor geceydi.O kadar çok bağlanmıştım ki ağlaması kulaklarımdan gitmiyordu.O da çok huzursuz olmuş.Ertesi gün ikisine de kavuştum.Allahım bir daha onları benden ayırmasın.
    Eve gelince zor günler beni bekliyordu ama mutluydum.Günlerimizin çoğunu hastanede geçiriyorduk.Rop muayenesi,işitme testi,ultrasonlar.Çocukların bakılmadık bir yerleri kalmamıştı.Her seferinde ayrı stres,heyecan.Bir de Erdem'in hipospadias problemi vardı.Halk arasında peygamber sünneti diye geçiyor.Üç defa ameliyat geçirdi yavrum ama şimdi sağlıklı.Onlarda ayrı birer konu anlatsam sayfalar sürer.Kalbindeki delikte kapandı.Çok sık hastalanmalarını saymazsak iyiler hamdolsun.
    İlk zamanlarda yaşadığım hassasiyetler azalsa da hala devam ediyor.Hastaneden eve geldikten sonra ziyaretçi kabul etmedik.Ben zaten hastalık hastası olmuştum.Yakın aile bireyleri bile dışarıdan içeri gelse ellerini yıkadı mı yıkamadı mı diye göz hapsine alıyordum.Elimden gelse herkesi dezenfekte edesim vardı.Tam bir sene mama ve içme sularını geçtim banyo sularını bile kaynatıp ılıttım.Zor oluyordu ama içim rahat ediyordu en azından.
    Evet zor günlerdi ama geçti gitti.Şimdi bana keyfini sürmek kaldı.İki aslanımın ortasında göğsümü gere gere dolaşıyorum.Daha anlatsam sayfalar sürer aslında.
    Paşalarım sizi çok seviyorum.İyi ki geldiniz hayatımıza...


25 Temmuz 2013 Perşembe

Pasalarımın Dogumgünü

   Doğumgünümüzü yapalı neredeyse 1 ayı  geçti ama bende bir tembellik bir türlü paylaşamadım.Haziranın 23'ünde yaptık doğumgünümüzü.Yine aile arasındaydı daha anaokuluna başlamadığımız için.Çok mutlu oldular,çok eğlendiler.
   Günler önce pastalarını sipariş ettiler bana.Eren'in ki ben10,Erdem'in ki cille olacaktı.İş başa düştü tabi ben de büyük bir zevkle ve heyecanla yaptım pastalarını.Netten beraber seçtik tasarımları.Şöyle olsun,böyle olsun diye yönlendirdiler beni.Erdem'e kalsa bütün cille karakterlerini dolduracaktı pastanın üstüne ama zor ikna ettik.Figürleri birkaç gün önceden yaptım ona rağmen saat gece üçte tam manasıyla bitirebildim.ikramlıkların çoğunu annem ve ablam hazırladı.Hatta hepsini diyebilirim.Aslında kap kek ve cake popta yapmak istemiştim ama yetiştiremedim doğumgününden önce yaz temizliğine giriştiğim için.Her yeri dip köşe temizledim.Böyle zamanlarda herşeyi bir anda bitirmeye çalışıyorum nedense canıma kastım var sanki.Kaç gün kendime gelemedim yorgunluktan.E ne oldu üç beş gün sonra heryer eski pisliğine geri döndü.Canını hiç üzmeyeceksin aslında.Mikroplarla beraber yaşayacaksın en güzeli.
   İşte böyle bir doğumgüne daha geldi geçtiAllahım daha nicelerine erdirir inşallah kuzucuklarımı.







LinkWithin

Related Posts with Thumbnails