Bunu aslında daha önceden yapmıştık.Yine kudurdukları bir anda oyalansınlar diye uyduruverdim.Yarım litrelik pet şişe,elişi kağıtları,şekilli delgeç,pullar ve biraz fasulye ile yatık.Yaptıktan sonra epey bir kafam şişti ama neyse...
19 Mart 2014 Çarşamba
Marakas Yaptık
Çocuklar okula başladıklarından beri onları epey ihmal ettim.Götür,getir,giydir.yedir,içir derken nasıl akşam oluyor anlamıyorum.Gerçi ayın 1 haftası evdeler mutlaka hastalıktan dolatı.Zaten çok sık hastalanan çocuklardı ama bu sene tavan yaptı sanırım okula başlamanın etkisi.Bu hafta başından beri yine evdeyiz.Evdeyken zaptetmesi de zor oluyor yaramazları.
Bunu aslında daha önceden yapmıştık.Yine kudurdukları bir anda oyalansınlar diye uyduruverdim.Yarım litrelik pet şişe,elişi kağıtları,şekilli delgeç,pullar ve biraz fasulye ile yatık.Yaptıktan sonra epey bir kafam şişti ama neyse...
Bunu aslında daha önceden yapmıştık.Yine kudurdukları bir anda oyalansınlar diye uyduruverdim.Yarım litrelik pet şişe,elişi kağıtları,şekilli delgeç,pullar ve biraz fasulye ile yatık.Yaptıktan sonra epey bir kafam şişti ama neyse...
3 Şubat 2014 Pazartesi
Korkacak Ne Var!
Benim ufaklıklar son zamanlarda karanlıktan çok
korkuyorlar.Özellikle Erdem gündüz bile tuvalete giderken benimle
beraber gitmek istiyor.Ben de bunun için ne yapabilirim diye
araştırırken bu kitabı buldum.Oldukça faydasını gördük.Şimdi gece bile
ışıkları yakarak kendisi gidiyor.Karanlıktan korkan çocuklar için gerçekten çok
faydalı.
22 Ocak 2014 Çarşamba
Limonlu ve Çikolatalı Cheesecake
Merhabalar! Yine uzun zaman oldu yazmayalı.Aslında her defasında elim gidiyor yazmaya ama ay önce şunu yazmalıyım,yok hayır bunu yazmalıyım derken hiçbirşey yazmadan geçiyor günler.Çocuklar anaokulunu başladı hatta yarıyıl tatili geldi.En son olan salgından biz de nasibimizi aldık.Maaile sağlam hastalandık.Özellikle çocuklar çok yıprandı.İğneler,serumlar,havalar derken süzüldü yavrularım.Zaten zayıftılar kuş kadar kaldılar.Yirmi gün okula gidemediler.Bunun dışında ben de hastalandım canım hiçbirşey yapmak istemedi.Ama yine de boğazımdan kusur kalmadım tabiki.
Bu aralar cheesecake'e takmış durumdayım.Geçen cuma kayınvalidemde okuma vardı ben de ne zamandan beri denemek isteyip bir türlü deneyemediğim bu tatlıyı yaptım.Aslında ben limonlu tatlıları pek sevmem ama pek yakıştı.Tarif Oktay Usta'nın tarifi ama tam olarak değil.Ben zaten hiçbir tarifi reçetesine uygun olarak yapmam,katıp karışrırım.Bunda da öyle oldu.
Limonlu Cheesecake:
Tabanı için :
*2 paket burçak bisküvi
*50 gr tereyağ
*3-4 kaşık süt
Hepsi rondoda çekilir kalıba bastırarak yerleştirilir ve 2 saat dolapta bekletilir.
Kreması:
*1 paket labne peynir
*1 bardak yoğurt
*1 bardak şeker
*2 yumurta
*2 kaşık un
*vanilya
*limon kabuğu rendesi
Hepsi çırpılır.Dolaptan çıkan bisküvili karışım üzerine dökülür ve 180 derecede 30 dak. kadar pişirilir.
Ben bir de üerine kaymak tadında krem şanti çırptım.Şekersiz olduğu için karardan pudra şeker be limon kabuğu ekledim.Soğuyan kekin üzerine yaydım.
Limon sosu:
*1 limon suyu
*1 bardak su
*1 kaşık nişasta
*3-4 kaşık şeker
Hepsi pişirilir.Soğuyunca kremşanti üzerine dökülür.Afiyet olsun.
2 gün sonra birde çikolatalısını yaptım.Çocuklar limonluyu yemedi benimde içime dert oldu onlara da çikolatalı yaptım,bayıldılar.Biz 2'şer dilim zor yedik, maaşallah hepsini silip süpürdüler.Bana sorarsanız çikolata aşığı olmama rağmen limonlusunu tavsiye ederim.
Bu aralar cheesecake'e takmış durumdayım.Geçen cuma kayınvalidemde okuma vardı ben de ne zamandan beri denemek isteyip bir türlü deneyemediğim bu tatlıyı yaptım.Aslında ben limonlu tatlıları pek sevmem ama pek yakıştı.Tarif Oktay Usta'nın tarifi ama tam olarak değil.Ben zaten hiçbir tarifi reçetesine uygun olarak yapmam,katıp karışrırım.Bunda da öyle oldu.
Limonlu Cheesecake:
Tabanı için :
*2 paket burçak bisküvi
*50 gr tereyağ
*3-4 kaşık süt
Hepsi rondoda çekilir kalıba bastırarak yerleştirilir ve 2 saat dolapta bekletilir.
Kreması:
*1 paket labne peynir
*1 bardak yoğurt
*1 bardak şeker
*2 yumurta
*2 kaşık un
*vanilya
*limon kabuğu rendesi
Hepsi çırpılır.Dolaptan çıkan bisküvili karışım üzerine dökülür ve 180 derecede 30 dak. kadar pişirilir.
Ben bir de üerine kaymak tadında krem şanti çırptım.Şekersiz olduğu için karardan pudra şeker be limon kabuğu ekledim.Soğuyan kekin üzerine yaydım.
Limon sosu:
*1 limon suyu
*1 bardak su
*1 kaşık nişasta
*3-4 kaşık şeker
Hepsi pişirilir.Soğuyunca kremşanti üzerine dökülür.Afiyet olsun.
2 gün sonra birde çikolatalısını yaptım.Çocuklar limonluyu yemedi benimde içime dert oldu onlara da çikolatalı yaptım,bayıldılar.Biz 2'şer dilim zor yedik, maaşallah hepsini silip süpürdüler.Bana sorarsanız çikolata aşığı olmama rağmen limonlusunu tavsiye ederim.
17 Kasım 2013 Pazar
ikiz Mucizelerim
Bugün dünya prematüre bebekler günü. Ben de hem doğum hikayemi,hem de yaşadıklarımı kısaca anlatmak istiyorum
2008’in
aralık ayıydı hamile olduğumu öğrendiğimde. Evliliğimizin
3.yılıydı ve birkaç aydır bebek istiyorduk. Kendimde bir takım
değişiklikler hissetmiştim ve test yapmıştım. Sonuç pozitifti
ve inanılmaz çok sevinmiştik. Hemen soluğu doktorda almıştık.
Doktorum kesenin göründüğünü ve yanında da kan pıhtısına
benzer bir şey daha gördüğünü söylemişti ve bebek olma
ihtimalinden söz etmişti. Açıkçası ben o an ikiz olma
ihtimalini aklımın ucundan bile geçirmemiştim.
Hamileliğim
7.haftasında tekrar doktora gittik ve ikiz bebeklerimiz olacağı
haberini aldık. O an duygularım öyle karışıktı ki sevinsen mi,
üzülsem mi bilememiştim. Doktorum ikiz gebeliğin zor olduğunu ve
bir takım riskler içerdiğinden bahsetmişti. Bütün zorluklara ve
risklere göğüs germem gerekiyordu çünkü ben artık ikiz bebek
annesi adayıydım.
Günlerim
bebeklerimi sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmeyi düşünmekle
geçiyordu. 2’li tarama testine kadar her şeyin yolunda gittiğini
zannediyordum. Bebeklerimden birinin gelişimi diğerine göre biraz
geriden geliyordu ama bunu çok kafama takmamıştım, rastlanan bir
şeydi çünkü.
İkili
tarama testinde doktorun tavırlarından bir şeylerin yolunda
gitmediğini anlamıştım. Bebeklerden birinin beslenemediğini
söylemişti. Kan sonuçları temizdi, ense kalınlıkları normal
sınırlardaydı ve burun kemikleri oluşmuştu. Peki bu nereden
çıkmıştı şimdi. O an nedenler, ne içinler havada uçuşuyordu.
Çok canım sıkılmıştı. Fiziksel olarak hiçbir sıkıntım
yoktu. Ama ruhen çökmüştüm.
Gel
zaman, git zaman bebeklerin gelişimleri arasındaki fark açılmaya
başladı. Doktorlar sonlandırmayı bile teklif ettiler. Ben nasıl
kıyabilirdim ona, o benim canımdan bir candı. Doktorlar birbirleri
arasında paslıyorlardı beni. En son gittiğimiz prof. Bebeklerin
1000-1500 gr civarında doğacağından bahsetmişti . O güne kadar
ve hatta doğana kadar erken doğma ihtimallerini konduramamıştım
onlara. Beslenemeyen bebeğimin kalbinde de hiperekojen odak olduğunu
söyledi ve bebekte anomali olma olasılığına değindi.. Kol ve
bacaklarının da haftasına göre kısa olduğunu söylemişti.
Kordosentez yapılma ihtimalinden bahsetti. Bu nedenle bizi fetal
kardiyolojisine gönderdi.
Kordosentez
yapılma ihtimali beni oldukça yıpratmıştı, çok riskli olduğunu
biliyordum. Günlerce rahat bir nefes alamamıştım. Büyük bir
korkuyla hastaneye gittik. Fetal ekokardiyografisi yapıldı.
Kordosentez yapılmasına gerek olmadığını ancak bebeğin
kalbinde küçük bir delik olduğunu ve zamanla kapanabileceğini
söyledi doktor.Endişeli durumum devam etse de biraz rahatlamıştım.
Evet
bebeğimin gelişimi geriden geliyordu ama çokta kafama takmıyordum.
Ufak , tefek alışverişlerimizi de yapmaya başlamıştık. Ben
nedense çok rahattım, hiç acele etmiyordum . Kendimi zamanında,
tosun gibi çocuklar doğuracağıma fazla kaptırmıştım. Erken
doğumun e’sini bile aklıma getirmiyordum. Her şeyim yarım
yamalaktı. Ne aldıklarımı yıkamıştım ne de bir hastane çantam
vardı.
Ve
büyük gün gelmişti. Hamileliğim 31.haftasıydı. Son zamanlarda
ayaklarım çok şişmeye başlamıştı ve vücudumda inanılmaz
kaşıntılarım vardı. Doktorum tatildeydi, pazartesi başlayacaktı
ve beni o gün karaciğer testi yapmak için çağırmıştı. Hani
aklıma da gelmedi değil ‘doktorumda izinli ya doğurursam’
diye. Haziranın sonlarıydı, hava sıcaktı ve ben geceleri
uyuyamıyordum. Bir elimde yastık , bir elimde çarşaf bütün evi
dolaşıyordum. Sabaha karşı oturma odasına gittim, yattım. Orada
biraz dalmışım. Cumartesi günüydü. Sabah saat 06:45 ‘de sanki
tasla su boşaltılıyormuş gibi bir sesle uyandım, hemen tuvalete
gittim tekrar su boşaldı. Korkmaya ve tir tir titremeye başladım.
Olamazdı, olmamalıydı daha çok erkendi. Ne ağrım vardı ne
sancım. Bu da nereden çıkmıştı. Hala daha kabullenemiyordum.
Mecburen eşimi kaldırdım. O kadar sakin söylemişti ki ne
olduğunu anlamıştı uyku sersemi. Hemen eşimin annelerini aradık
beraber hastaneye gittik. Eşim çıkmadan önce hastaneyi aramıştı.
Ameliyathaneyi hazırlamışlardı biz gidene kadar ve şükür ki
hastanede boş iki kuvöz vardı. Yolda giderken hala suyum geliyordu
ara ara. Ve ben hangi akla hizmet koltuk ıslanacak diye koltuğa
oturmuyordum o stresle. Neyse hastaneye vardık ve kapının önünde
bir şarıltı daha oldu artık umudum kalmamıştı doğmama
ihtimallerine dair.
Doktor
muayene etti, ultrasonla baktı. İlk sorum tabi ki bebeklerimin
durumuydu. Çok şükür yaşıyorlardı ama beklemediğim son beni
bekliyordu. Hemen sezeryan doğuma alındım. 07:18 ‘de 1040 gr
ağırlığında, 38 cm. boyunda Erdem, 07:19’da 1440 gr
ağırlığında, 38 cm. boyunda Eren dünyaya geldi. Normalde
tansiyonu düşük olan benim doğum sırasında bir hayli tansiyonum
çıkmış. Eşime sormuşlar tansiyon problemimin olup olmadığını.
Çocuklarının erken doğmasının şokunu yaşayan eşim bunun
üzerine bir de benim için telaşlanmaya başlamış. Ama şükür
ki hepimiz sağ salim çıktık doğumdan. Tabi ki bundan sonra beni
bir hayli zor günler bekliyordu.
Ayıldığımda
derinden Esin Hanım,Esin Hanım diye bir ses duyuyordum. Sedyeyle
asansöre bindirdiler odama çıkarmak için. O an tam olarak ne
olduğunu anlayamamıştım. Önce elimle karnımı yokladım, bir
acı hissettim ondan sonra taşlar yerine oturdu. Hemen hemşirelere
bebeklerimi sordum. Aldığım cevap tuhaftı. Hemşire bana 'sen
kendini düşün'dedi. Hangi anne o durumda kendini düşünebilirdi
ki. Neyse odama çıktım. Bebek doğduğunda olan o heyecan yoktu
odada. Herkesin suratı asıktı. İçim çok buruktu. Bebeklerim
kuvözdeydi, hamdolsun yaşıyorlardı ama çok endişeliydim.
Dediğim
gibi hastane çantam bile yoktu. Zaten gerekte yoktu. Hastane
çıkışlarını giyebilecek kimse de yoktu yanımda. Sadece benim
giyebileceğim birkaç parça bir şey getirdiler. O an hiçbirşey
düşünmüyordum bebeklerimden başka ama sonraları içimde bir
sürü şeyin özlemini yaşadım.
Evet
ben doğumdan güle oynaya çıkamadım.Odamı mavi balonlarla
süsleyemedim.Kırmızı kurdelamı takıp,neşeli gülücükler
saçamadım etrafa..Ziyarete gelenlerle 'ay bunlar sana benziyor ya
da aynı babası' muhabbetini yapamadım.Gelenlere özenle
hazırladığım cicili bicili bebek şekerleri sunamadım.En
önemlisi evlatlarımı kucağıma alıp,bağrıma basıp
sıcaklıklarını hissedemedim,melek yüzleri okşayıp
emziremedim.Odama bebeklerim yerine soğuk bir süt sağma makinası
getirdiler.Bebeklerimin sesi yerine makinanın o kötü gürültüsünü
dinledim.Bebeklerimi alıp kırk uçurmalara gidemedim.Ama herşeye
rağmen benim bir görevim vardı. Onlara süt yollamalıydım.Çok
ihtiyaçları vardı buna.Moralimi bozup somurtmaktan ziyade benim
zinde olup bolca süt yetiştirmem gerekiyordu onlara.Zor zahmet ilk
ağız sütünü biriktirip onlara gönderdim.Daha o zaman başladı
ikiz çocuk sahibi olmanın yükümlülüğü.İlk endişemi yaşadım
böylelikle acaba sütü ikisine de eşit vermiş miydiler? Bu arada
onları çok merak ediyordum. Eşim hemşirelere kamerayı vermişti
ve sağolsunlar onlarda çekmişlerdi.Zaten birkaç saat sonra onları
görmeye indim.Kimseyi içeri almıyorlardı benim dışımda.
İlk
girdiğimde çok tuhaf duygular hissettim.Ağızlarından midelerine
beslenmeleri için inen hortumu görünce çok kötü oldum.Zor nefes
alıyorlardı.Solunum sıkıntısı yaşıyorlardı,oksijen
alıyorlardı. Minicik elleri,ayakları hortumlarla
doluydu.Sarılıktan dolayı ışın tedavisi görüyorlardı aynı
zamanda..O an aslında şükretmem gerektiğini,prematüre doğan
bebeklerin bizim yaşadıklarımızdan çok daha ağır şartlarla
savaştığını bilmiyordum.E nede olsa derdi,kederi çeken
biliyordu.Neonatolog bebeklerimizden birinin pipisi ile ilgili bir
problemi olduğundan bahsetmişti.O zaman bunun ne tarz bir sorun
olduğunu ve ciddiyetini bilmiyorduk.
Hemşireler,
bebeklere anne şefkatiyle o kadar güzel bakıyorlardı ki hiç
gözüm arkada kalmamıştı o konuda.Benim bebeklerimle ilgilenen
hemşire bebeğime dokunabileceğimi söylemişti ama ben nedense
cesaret edememiştim sonra da inanılmaz pişman olmuştum.
Hastanede
iki gün kaldım.Bu süre içinde sürekli bebeklerimi görmeye
gittim cam arkasından.Gün içinde sadece bir kere yanlarına girme
şansım vardı.Camdan bakıp bakıp dönüyordum.Pazartesi günü
taburcu edildim.O gün hayatımın en zor günlerinden
biriydi.İnsanlar güle oynaya bebeklerini kucaklarına alıp
yuvalarına koşarken ben kollarım boş,yüreğimde inanılmaz bir
sancıyla hastaneden ayrıldım.Aklımı,yüreğimi,canımdan iki
tane canı orada bırakıp gözüm yaşlı ayrıldım
Etrafıma
karşı güçlü görünmeye çalışıyordum.Gözyaşlarımı içime
akıtıyordum.Biliyordum ki her defasında teselli edilmeye
çalışılacağım ve hiçbirinde teselli edilemeyeceğim.Eve
geldiğimde de tek görevim süt sağmaktı.Eşimde sağdığım
sütleri her ihtiyaç olduğunda götürüyordu gece iki,üç,dört
demeden.İnsanlar bebeklerinin ağlama seslerine uyanıp,kucaklarına
alıp öpe koklaya emzirirken ben her 3 saatte bir alarm sesiyle
uyanıp pompayla süt sağmak zorundaydım.Çok zoruma gidiyordu ve
her defasında hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordum.
Her
gün kaç gram aldıklarını öğrenmek için arıyordum
hastaneyi.Bir gram bile alsalar havalara uçuyordum.İlk kez emzirme
eğitimi vermek için çağırdıklarındaki heyecanımı
anlatamam.Evet evet bebeğimi kucağıma alacaktım.Ama ne yazıkki
sadece birisini.Çünkü küçük doğan(Erdemim) için biraz daha
beklemem gerekiyordu.Hastaneye gittik ve hemen yenidoğan yoğun
bakımına koşa koşa çıktım.Ama bizim paşa uyuyordu ve hemşire
uyanmasını bekleyeceğimizi söyledi.Kantine indim ve beklemeye
başladım,İçim kıpır kıpırdı.Dakikalar geçmek
bilmiyordu,bizimki de uyanmak.Telefonum çaldı ve çağırdılar
beni.İçeri girdim ve kuvözün yanında kalakaldım.Doktor 'hadi al
bebeğini'dedi.Ben şok olmuştum.O kadar küçüktü ki
alamadım,zarar vermekten çok korktum.Hemşire aldı bana verdi ama
nasıl tutacağımı bilemiyordum.Yardım etti ve emzirmeye
başladım.O küçücük ağzıyla emmeye başladı.Çok küçüktü
ama çok güçlü bir bebekti.Şanslıydım çünkü 2 yıl sürecek
emzirme maratonuna başlamıştım.
Birkaç
gün sonra yani kuvöz macerasının bittiği 28.günde 1800 gram
olan bebeğimizi(Eren'imi) alabileceğimizi söylediler.Bizdeki
telaşı görmeliydiniz.Bir yandan seviniyordum,diğer yandan
bakamama kaygısı taşıyordum.Aslında biraz daha kalsa, iki kilo
olsa öyle verseler hayır demezdim.Orada güvende oldularını
biliyordum.En büyük isteğim de ikisini beraber eve götürmekti
ama olmadı.Erdem 43.günde katılabildi aramıza.
Bebeğimiz
hastaneden çıkacaktı ama giyebileceği hiçbir şeyi
yoktu.Aldıklarımızı giydirmeye kalksak içinde kaybolurdu.İlk iş
prematüre kıyafetleri alıp,yıkayıp,ütülemek oldu.Kıyafetlerini
ve anakucağını alıp bebeğimizi almaya gittik.Formlar
doldurduk,imzaladık ve bebeğimizi bize verdiler.Bebişi
evirdik,çevirdik tutamadık anakucağına mı koysak dedik.Altına
bir sürü çul çaput koymuş olsakta bebecik ana kucağının
içinde kayboldu,iki büklüm oldu.İş başa düştü tabi aldım
kucağıma.Bir yanda hüzün bir yanda mutluluk ayrıldık hastaneden
eve geldik.İlk günler gerçekten çok zordu.Altını bile
bağlayamıyordum.Sanki dokunsam bacakları çubuk kraker gibi
kırılıverecekti.Allahtan annem ve kayınvalidem bu zor günlerimde
destek oldular.Dokuz ay boyunca ilk aylarda her ikisi,sonraları da
nöbetleşe yanımdaydılar.
Erdem
için de emzirme eğitimi verdiler.Az da olsa tecrübeliydim.Daha
rahat tutuyordum.Emme konusunda Eren kadar iddialı değildi ama
zamanla o da işi çözdü.Erdem'i almaya gittiğimiz gün Eren'i de
kontrole götürdük.Toparlayacağına 100-150 gram zayıflamıştı.Bu
gece misafirimiz olsun dediler.Bu seferde Eren'i bırakıp
geldik.Allahım ne zor geceydi.O kadar çok bağlanmıştım ki
ağlaması kulaklarımdan gitmiyordu.O da çok huzursuz olmuş.Ertesi
gün ikisine de kavuştum.Allahım bir daha onları benden ayırmasın.
Eve
gelince zor günler beni bekliyordu ama mutluydum.Günlerimizin
çoğunu hastanede geçiriyorduk.Rop muayenesi,işitme
testi,ultrasonlar.Çocukların bakılmadık bir yerleri
kalmamıştı.Her seferinde ayrı stres,heyecan.Bir de Erdem'in
hipospadias problemi vardı.Halk arasında peygamber sünneti diye
geçiyor.Üç defa ameliyat geçirdi yavrum ama şimdi
sağlıklı.Onlarda ayrı birer konu anlatsam sayfalar
sürer.Kalbindeki delikte kapandı.Çok sık hastalanmalarını
saymazsak iyiler hamdolsun.
İlk
zamanlarda yaşadığım hassasiyetler azalsa da hala devam
ediyor.Hastaneden eve geldikten sonra ziyaretçi kabul etmedik.Ben
zaten hastalık hastası olmuştum.Yakın aile bireyleri bile
dışarıdan içeri gelse ellerini yıkadı mı yıkamadı mı diye
göz hapsine alıyordum.Elimden gelse herkesi dezenfekte edesim
vardı.Tam bir sene mama ve içme sularını geçtim banyo sularını
bile kaynatıp ılıttım.Zor oluyordu ama içim rahat ediyordu en
azından.
Evet
zor günlerdi ama geçti gitti.Şimdi bana keyfini sürmek kaldı.İki
aslanımın ortasında göğsümü gere gere dolaşıyorum.Daha
anlatsam sayfalar sürer aslında.
Paşalarım sizi çok seviyorum.İyi ki geldiniz hayatımıza...
25 Temmuz 2013 Perşembe
Pasalarımın Dogumgünü
Doğumgünümüzü yapalı neredeyse 1 ayı geçti ama bende bir tembellik bir türlü paylaşamadım.Haziranın 23'ünde yaptık doğumgünümüzü.Yine aile arasındaydı daha anaokuluna başlamadığımız için.Çok mutlu oldular,çok eğlendiler.
Günler önce pastalarını sipariş ettiler bana.Eren'in ki ben10,Erdem'in ki cille olacaktı.İş başa düştü tabi ben de büyük bir zevkle ve heyecanla yaptım pastalarını.Netten beraber seçtik tasarımları.Şöyle olsun,böyle olsun diye yönlendirdiler beni.Erdem'e kalsa bütün cille karakterlerini dolduracaktı pastanın üstüne ama zor ikna ettik.Figürleri birkaç gün önceden yaptım ona rağmen saat gece üçte tam manasıyla bitirebildim.ikramlıkların çoğunu annem ve ablam hazırladı.Hatta hepsini diyebilirim.Aslında kap kek ve cake popta yapmak istemiştim ama yetiştiremedim doğumgününden önce yaz temizliğine giriştiğim için.Her yeri dip köşe temizledim.Böyle zamanlarda herşeyi bir anda bitirmeye çalışıyorum nedense canıma kastım var sanki.Kaç gün kendime gelemedim yorgunluktan.E ne oldu üç beş gün sonra heryer eski pisliğine geri döndü.Canını hiç üzmeyeceksin aslında.Mikroplarla beraber yaşayacaksın en güzeli.
İşte böyle bir doğumgüne daha geldi geçtiAllahım daha nicelerine erdirir inşallah kuzucuklarımı.
Günler önce pastalarını sipariş ettiler bana.Eren'in ki ben10,Erdem'in ki cille olacaktı.İş başa düştü tabi ben de büyük bir zevkle ve heyecanla yaptım pastalarını.Netten beraber seçtik tasarımları.Şöyle olsun,böyle olsun diye yönlendirdiler beni.Erdem'e kalsa bütün cille karakterlerini dolduracaktı pastanın üstüne ama zor ikna ettik.Figürleri birkaç gün önceden yaptım ona rağmen saat gece üçte tam manasıyla bitirebildim.ikramlıkların çoğunu annem ve ablam hazırladı.Hatta hepsini diyebilirim.Aslında kap kek ve cake popta yapmak istemiştim ama yetiştiremedim doğumgününden önce yaz temizliğine giriştiğim için.Her yeri dip köşe temizledim.Böyle zamanlarda herşeyi bir anda bitirmeye çalışıyorum nedense canıma kastım var sanki.Kaç gün kendime gelemedim yorgunluktan.E ne oldu üç beş gün sonra heryer eski pisliğine geri döndü.Canını hiç üzmeyeceksin aslında.Mikroplarla beraber yaşayacaksın en güzeli.
İşte böyle bir doğumgüne daha geldi geçtiAllahım daha nicelerine erdirir inşallah kuzucuklarımı.
19 Temmuz 2013 Cuma
Çekiliş
www.alışverişmakyaj.blogspot.com da çekiliş var.Çok güzel hediyeler var bir bakın derim.
http://alisverismakyaj.blogspot.com/2013/07/yeni-bir-cekilisin-zaman-geldi-opi-kiko.html?m=0#.UemlcdLJTwg
http://alisverismakyaj.blogspot.com/2013/07/yeni-bir-cekilisin-zaman-geldi-opi-kiko.html?m=0#.UemlcdLJTwg
21 Haziran 2013 Cuma
20 Haziran 2009
Minik oğullarım iyi ki doğdunuz.İyi ki benim oğlum oldunuz.Ne kadar çabuk 4 yaş oldunuz.Prematüre doğmanın zorluklarından dolayı sizi doğru düzgün sevip,koklayamadan büyüdünüz.Size bazen bağırsam da,kızsam da siz benim ta canımın içisiniz. Anneniz sizi çok ama çok seviyor küçük aşklarım benim.Hayatınız boyunca hep gülün,mutlu olun.Uzun,sağlıklı,başarılarla dolu bir hayatınız olsun inşallah
22 Mayıs 2013 Çarşamba
6.Hastalık
Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba...Bu zaman aralığında neler oldu kısaca anlatayım.3 hafta kadar önce Erdem'in sebepsiz ateşlenmesi ile tedirgin günler yaşadık.İlk başta biraz gribi vardı.Soğuk algınlığı şurubu ile geçti.Bir kaç gün sonra akşam üstü kulağım ağrıyor diye tutturdu.Eşim işten gelince götürdük doktora. O saatte haliyle kendi doktorumuza gidemedik.Ben de doktorumuz görmeden içim rahat etmiyor.El kadarkenden beri ona gittiğimiz için her şeylerini biliyor ve çok iyi bir doktor.Neyse gittik kulak iltihabı olmuş.Antibiyotik verdi ve kullanmaya başladık..Çarşamba günüydü.
Cumartesi akşamı ateşi yükseldi.39.5-40 derece arası değişti.ben çok pimpirikli olduğum için pazar günü tekrar gittik doktora.Normal olduğunu söyledi paşa paşa geldik eve ama benim içim içimi yiyor antibiyotik tedavisi gören çocuğun neden ateşi yükselir ve ateş düşürücülerle bile düşmez.Ertesi gün kendi doktorumuzu aradım.O da benim dediğimi söyledi eğer düşmezse getirin dedi.O gün boyunca Erdem elim ağrıyo,kolum ağrıyo dedi hep.Geceleri çok huzursuz ve agresifti.Ateşi olduğu için yanıma almıştım.Gece kalktı ayağımın üzerine basamıyorum diye ağladı.Gerçekten basıp yürüyemedim.Sonra açıldı ama aksıyordu.sabah ilk iş doktorumuza gittik muayene etti.Muayene sonucu bişey çıkmadı.Bir sürü tahlil istedi.Romatizma dahil benim de aklıma gelmişti ateş ağrı falan olunca.
Sonuçlarımız temiz çıktı.Bir kaç değeri yüksekti.Onların viral bir enfeksiyondan kaynaklanacağını ancak ateş cuma gününe kadar düşmezse -ki öyle birşey olacağını düşünmediği- kan hastalıklarına yönlendirmesi gerektiğini söyledi.O an kendimi çok kötü hissettim,kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başlamıştı.Neyi ima etmek istediğini anlamıştım.O da telaffuz etmek istemiyordu belliydi.Ama hamdolsun o akşam düştü ateşimiz.Ama ben hala tedirgindim sebepsiz ateşten.Ertesi sabah özellikle yüzünde ve vücudunda kol ve bacaklar hariç isilik tarzı döküntüler farkettim.Çok belirgin değildi.Hemen telefona sarıldım.Doktorumuz 6.hastalık diye birşey olduğunu bunun ancak döküntü sonucu teşhis edildiğini söyledi.Rahatlamıştım çünkü bu hastalığı duymuştum ve ciddi birşey olmadığını biliyordum.
Cumartesi akşamı ateşi yükseldi.39.5-40 derece arası değişti.ben çok pimpirikli olduğum için pazar günü tekrar gittik doktora.Normal olduğunu söyledi paşa paşa geldik eve ama benim içim içimi yiyor antibiyotik tedavisi gören çocuğun neden ateşi yükselir ve ateş düşürücülerle bile düşmez.Ertesi gün kendi doktorumuzu aradım.O da benim dediğimi söyledi eğer düşmezse getirin dedi.O gün boyunca Erdem elim ağrıyo,kolum ağrıyo dedi hep.Geceleri çok huzursuz ve agresifti.Ateşi olduğu için yanıma almıştım.Gece kalktı ayağımın üzerine basamıyorum diye ağladı.Gerçekten basıp yürüyemedim.Sonra açıldı ama aksıyordu.sabah ilk iş doktorumuza gittik muayene etti.Muayene sonucu bişey çıkmadı.Bir sürü tahlil istedi.Romatizma dahil benim de aklıma gelmişti ateş ağrı falan olunca.
Sonuçlarımız temiz çıktı.Bir kaç değeri yüksekti.Onların viral bir enfeksiyondan kaynaklanacağını ancak ateş cuma gününe kadar düşmezse -ki öyle birşey olacağını düşünmediği- kan hastalıklarına yönlendirmesi gerektiğini söyledi.O an kendimi çok kötü hissettim,kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başlamıştı.Neyi ima etmek istediğini anlamıştım.O da telaffuz etmek istemiyordu belliydi.Ama hamdolsun o akşam düştü ateşimiz.Ama ben hala tedirgindim sebepsiz ateşten.Ertesi sabah özellikle yüzünde ve vücudunda kol ve bacaklar hariç isilik tarzı döküntüler farkettim.Çok belirgin değildi.Hemen telefona sarıldım.Doktorumuz 6.hastalık diye birşey olduğunu bunun ancak döküntü sonucu teşhis edildiğini söyledi.Rahatlamıştım çünkü bu hastalığı duymuştum ve ciddi birşey olmadığını biliyordum.
6.NCI HASTALIK
Anne ve babalara “Altıncı Hastalık “ olarak bahsedilen bu hastalık nedir.?Altıncı hastalık genellikle 6 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda görülen , 3-4 gün Yüksek ateşle seyreden ve ateşin hemen ardından pembe pembe küçük döküntü dediğimiz lekeler oluşturan , Virüslerin sebep olduğu bir hastalıktır.
Etkeni Herpes virüs tip 6 denilen bir virüstür. Çocukluk çağında yüksek ateşle seyreden ve genellikle de gereksiz yere yüksek doz antibiyotik kullanılmasına neden olan bir hastalıktır.Hastalığın geçirildiği sırada ateşin oldukça yüksek seyretmesi ve hiçbir hastalık belirtisi göstermeden 3-4 gün kadar sürekli çıkıp inmesi aileleri oldukça tedirgin eder ve paniğe kapılmalarına neden olur.
Hekimler yönünden de bakıldığında ateşin olduğu dönemde hiçbir muayene belirtisi vermemesinden dolayı ve nedeni belli olmayan bir ateş görüntüsü vermesi dolayısı ile hekimleri de çok huzursuz eder ve çoğu hekim de 3-4 gün sonra döküntüleri gördüğünde Ateşin düşmesi ile aile ile birlikte derin bir nefes alıp oh be der.......!
6.Hastalık ingilizcede Roseola, Roseola infantum, 3-Day-Fever (3 Günlük Ateş), baby measles ve rose rash olarak da bilinir. Hatta bizim gibi “sixth disease” de denilir.
Etkeni Herpes virüs tip 6 denilen bir virüstür. Çocukluk çağında yüksek ateşle seyreden ve genellikle de gereksiz yere yüksek doz antibiyotik kullanılmasına neden olan bir hastalıktır.Hastalığın geçirildiği sırada ateşin oldukça yüksek seyretmesi ve hiçbir hastalık belirtisi göstermeden 3-4 gün kadar sürekli çıkıp inmesi aileleri oldukça tedirgin eder ve paniğe kapılmalarına neden olur.
Hekimler yönünden de bakıldığında ateşin olduğu dönemde hiçbir muayene belirtisi vermemesinden dolayı ve nedeni belli olmayan bir ateş görüntüsü vermesi dolayısı ile hekimleri de çok huzursuz eder ve çoğu hekim de 3-4 gün sonra döküntüleri gördüğünde Ateşin düşmesi ile aile ile birlikte derin bir nefes alıp oh be der.......!
6.Hastalık ingilizcede Roseola, Roseola infantum, 3-Day-Fever (3 Günlük Ateş), baby measles ve rose rash olarak da bilinir. Hatta bizim gibi “sixth disease” de denilir.
Çocuklarda hangi yaş gurubunda görülür? Mevsimlerin etkisi varmıdır.? Bu dönem geçtikten sonra yakalanma ihtimali yok mudur?Altıncı hastalık çocukluk çağında sıklıkla 6 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda görülür,Görülme sıklığına bakılıdığında özellikle ilkbahar ve sonbaharda daha sık olarak görüldüğü tespit edilmiştir.
Hastalık pek tabii ki farklı mevsimlerde de görülebilir. Ancak bebek ve çocukların bir hastalığıdır .Geçirildikten sonra hayat boyu bağışılık bırakır ve bir daha geçirilmez...
Hastalık pek tabii ki farklı mevsimlerde de görülebilir. Ancak bebek ve çocukların bir hastalığıdır .Geçirildikten sonra hayat boyu bağışılık bırakır ve bir daha geçirilmez...
Aşısı yok mudur?
Altıncı hastalık için henüz hazırlanmış bir aşı yoktur.
Altıncı hastalık için henüz hazırlanmış bir aşı yoktur.
Ne gibi belirtiler verir?Altıncı hastalıkta döküntüler görülünceye kadar en önemli belirti Yüksek ateştir. Bunun yanında huzursuzluk olabilir.onun dışında belirgin bir belirti olmaz. Çocuk 39 -39.5 derece ateş içerisinde eller ayaklar hafif morarmış ve titrer şekilde genelde acil servise müracacat eder bir kısmında ateşe bağlı kasılmalar ve havale geçirme şikayetleri ile acil olarak hastahaneye müracacat edildiği görülür.Çok ağır geçirenlerde bazen baş ağrısı ,bulantı kusma dalgınlık kendinden geçme sayıklama uykuya eğilim uyanamama gibi bir durum görülebilir...Eğer çocuk yeterince sıvı alamazsa cildinde kuruluk gözlerinde hafif çökme halsızlik olabilir...Döküntüler görüldüğünde pembe gövdeye yayılan döküntüler önemlidir...
Döküntü diğer hastalıklardan nasıl ayırt edilir?3-4 gün kadar belirli bir hastalık nedeni olmadan sadece huzursuzluk ve yüksek ateşle seyreden ve çocuk doktoru tarafından muayene edildiğinde herhangi bir hastalık odağı bulunamayan bir viral enfeksiyondur.. 3-4 gün süren bir ateşli dönemden sonra döküntülerin olması.ve hızla aniden ateşin düşüp kaybolması karekteristiktir..Bu çok önemli bir belirtidir Zira diğer hastalıklarda örneğin kızamık ta genelde döküntü ile birlikte ateş başlar...
Ayrıca diğer çocukluk çağı hastalıklarında döküntü boyun ve yüzden başlarken 6 hastalıkta döküntüler gövdeden başlar ve daha sonra kollara yayılır.....
Döküntüler tip olarak da diğer hastalıklardan farklıdır , görülür görülmez kısa bir süre içerisnde 2-3 saat gibi hemen solmaya başlarlar 2- 3 günde de kaybolurlar geriye de bir iz bırakmazlar....
Döküntüler pembe renkli maküler dediğimiz küçük mercimek kadar yada makülopapüler dediğimiz hafif ortası kabarık beneklerdir ve döküntülere parmağımızı bastırıp çektiğimizde solarlar.Tüm bunların yanında pembe renkli döküntüler başladığında veya hemen öncesi göz kapaklarında da hafif bir şişme olur. Bu da önemli bir belirtidir...
Döküntü diğer hastalıklardan nasıl ayırt edilir?3-4 gün kadar belirli bir hastalık nedeni olmadan sadece huzursuzluk ve yüksek ateşle seyreden ve çocuk doktoru tarafından muayene edildiğinde herhangi bir hastalık odağı bulunamayan bir viral enfeksiyondur.. 3-4 gün süren bir ateşli dönemden sonra döküntülerin olması.ve hızla aniden ateşin düşüp kaybolması karekteristiktir..Bu çok önemli bir belirtidir Zira diğer hastalıklarda örneğin kızamık ta genelde döküntü ile birlikte ateş başlar...
Ayrıca diğer çocukluk çağı hastalıklarında döküntü boyun ve yüzden başlarken 6 hastalıkta döküntüler gövdeden başlar ve daha sonra kollara yayılır.....
Döküntüler tip olarak da diğer hastalıklardan farklıdır , görülür görülmez kısa bir süre içerisnde 2-3 saat gibi hemen solmaya başlarlar 2- 3 günde de kaybolurlar geriye de bir iz bırakmazlar....
Döküntüler pembe renkli maküler dediğimiz küçük mercimek kadar yada makülopapüler dediğimiz hafif ortası kabarık beneklerdir ve döküntülere parmağımızı bastırıp çektiğimizde solarlar.Tüm bunların yanında pembe renkli döküntüler başladığında veya hemen öncesi göz kapaklarında da hafif bir şişme olur. Bu da önemli bir belirtidir...
Diş çıkarma ile karışmaması için neye dikkat etmek gerekir?Diş çıkarma döneminde çocuklar çok kolay enfeksiyonlar aldıklarından dolayı hafif üst solunum yolu enfeksiyonları ,hafif ishaller çok sık görülür..Nedeni ise damaklarının kaşınmasından dolayı ellerini ve diğer bütün cisimleri sürekli ağızlarına koymalarıdır.Ayrıca uykusuzluk ve huzursuzluk ,iştahsızlık bu dönemde bebeklerin bağışıklık sistemlerini zayıflatır.Nedeni ne olursa olsun bebeğin genel durumunu bozan hastalıklar.38.5 ve üzerindeki ateşli hastalıklarda bütün bebeklerin mutlaka çocuk uzmanı tarafından kontrol edilmeleri gerekir.Büyük çocuklarda çok yüksek ateş yoksa genel durumu da iyiyse basit bir enfeksiyondur denilip parasetamol verilip takip edilebilir.
6 hastalıkta genelde 39 ve üzerinde ciddi bir ateş ve huzursuzluk vardır.....! Ateşin çok yüksek seyretmesi ve çocuğun yaşamını sıkıntılı bir hale getirmesi nedeni ile diğer basit viral enfeksiyonlardan ayrılır....!
Kaynak:http://haberkibris.com/6inci-hastaliga-dikkat-2012-08-12.html
6 hastalıkta genelde 39 ve üzerinde ciddi bir ateş ve huzursuzluk vardır.....! Ateşin çok yüksek seyretmesi ve çocuğun yaşamını sıkıntılı bir hale getirmesi nedeni ile diğer basit viral enfeksiyonlardan ayrılır....!
Kaynak:http://haberkibris.com/6inci-hastaliga-dikkat-2012-08-12.html
9 Nisan 2013 Salı
Katkı Maddeleri
Eskiden marketlerden aldığımız hazır gıdaların üzerinde yazan içindekiler bölümüne pek dikkat etmezdim ama çocuklarım olduktan sonra özen göstermeye başladım.Ne yazıkki zamanımızda katkı maddesi içermeyen gıdalar bulmak oldukça zor.Ama özellikle bazıları var ki gerçekten dikkat edilmesi gereken:
Trans Yağ
Trans Yağ
Trans yağ, kötü kolesterol (LDL) seviyesini yükseltir. Kalp krizi, kalp rahatsızlığı ve inme riskini ciddi ölçüde arttırır.
Trans yağlar bağışıklık sistemini zayıflatır, ensülin direncini arttırır, karaciğeri ve üreme sistemini etkiler. Gebelerde düşüğe, doğum ağırlığına neden olur ve anne sütünün kalitesini bozar. Hücre zarına da zarar verir.
Trans yağlar sürülebilir kahvaltılık yağlarda, margarinlerde, katı ve kızartma yağlarında, hazır hayvansal gıdalarda, bunlara bağlı olarak, kızartılmış gıdalarda, fırıncılık ve pastacılık ürünlerinde, tart, pasta, bisküvi, pizza hamuru, kek, çikolata, gofret, cips, salata sosları, hamur işi, kraker, hazır köfte, tatlılar, katı yağlar ve birçok fırınlanmış yiyecekte bulunur.
Gıda etiketlerinde “hidrojenize yağ” içerdiği belirtiliyorsa bunun anlamı trans yağ içerdiğidir.
Aspartam
Suni tatlandırıcılar gıda değil kimyasaldır. Aspartam başlangıçta böcek öldürücü olarak imal edilmişti.
Karmin Nerelerde Kullanıır?
Böcekten elde edilen karmin maddesi gıda renklendirme ajani olarak kozmetiklerde, ilaç sanayiinde ve boyacılıkta kullanılmaktadır. Etleri, sosları, kırmızı deniz ve işlenmiş kanatlı ürünleri de içine alan geniş bir gıda ürünü yelpazesinde kullanılan karmin; sosisler ve işlenmiş kümes hayvanı gibi et ürünlerinde, meyve preperatlarında, reçel ve marmelatlarda, koruyucularda, sucuk, salam, jelatinli tatlılarda, pasta ve fırın ürünlerinde, dondurmalarda, şekerlemelerde ve süt ürünlerinde de doğal renklendirici olarak bulunabilir.
Bilindiği gibi dinimizde haşarat (haşereler)ın tüketilmesi caiz değildir.
Altın değerindeki böcek
Kolanın, sosisin, rujların, allıkların ve daha birçok ürünün rengini borçlu olduğu cochineal böceği fiyatları ile altına kafa tutuyor. Kaktüslerin üzerinde asalak olarak yaşayan cochineal böceği, karaborsaya düştü... İşlenmiş cochinealin kilosu son bir yılda 2'ye katlandı... "Bu kimi ilgilendirir?" demeyin, dünyada kolaya renk veren böcek olarak efsanevi bir ün yapan cochineal, gıdadan kozmetiğe kadar birçok sektörün 'canı kanı' gibi. O olmadan ne sosisin rengi pembe, ne rujlar rengârenk, ne de kolalar şu anki renginde olabilir.
Aspartam
Suni tatlandırıcılar gıda değil kimyasaldır. Aspartam başlangıçta böcek öldürücü olarak imal edilmişti.
Tüm diğer gıda ve gıda katkı maddelerinin toplamından daha fazla yan etkisi vardır.
Baş ağrısı, baş dönmesi, unutkanlık, eklem ağrısı, bulantı, uyuşukluk, kas spazmları, şişmanlık, depresyon, korku atakları, huzursuzluk, konvülsiyon, uykusuzluk, görme kaybı, işitme kaybı, kulak çınlaması, yorgunluk, tat kaybı, Parkinson, çarpıntı, nefes darlığı, cilt döküntüleri, MS (Multipıl Sıkleroz) gibi hastalıkların yanı sıra beynin işleyiş sürecini yavaşlatır, kanseri tetikler.
Özellikle zayıflamak için suni tatlandırıcı kullananların bilmesi gereken önemli bir etki de metabolizmayı yavaşlatarak aslında daha fazla yağ biriktirmeye neden olması. On binden fazla gıda maddesinde kullanılıyor
Yüksek Fruktoz Mısır Şurubu
Kötü kolesterol seviyenizi (LDL) hızla yükseltir ve diyabet hastalığının oluşmasında rol oynar. Kansızlık, kalp büyümesi ve obeziteye de neden olur.
Ketçap, krema, kola, gazoz, şekerleme, hazır çorba, çikolata, gofret, puding, hazır kek gibi özellikle çocukların sıkça tükettikleri gıda değeri olmayan besinlerde bolca kullanılır.
Sodyum Sülfit
Etiketlerde E250 koduyla yer alan raf ömrü uzatıcı koruyucu madde işlenmiş et ürünlerinin (şarküteri) vazgeçilmezi. Özellikle çocukların bolca tükettiği tost, pizza gibi ürünlerde kullanılan sosis, salam, sucuk, pastırma gibi işlenmiş etlerde bulunur. Hazır baharat ve köfte karışımlarında da bulunur.
Sülfit duyarlılığı olanlarda baş ağrısı, nefes problemleri, kaşıntı yaratır. Nadir durumlarda da olsa ölüme bile neden olabiliyor. Pankreas kanserini yüzde 67, lösemi riskini yüzde 700 oranında arttırıyor. Başta kolon kanseri olmak üzere her çeşit kanseri tetikliyor. Çocuklarda beyin tümörü oluşturuyor.
Sodyum nitrit; özellikle cenin, bebek ve çocuklar için tehlikelidir.
Bu zararlar E220, E222, E223, E224, E225 ile E249, E251, E252 diye belirtilen kodlar için de geçerlidir
Sülfür Dioksit
Sülfür içeren katkı maddelerinin Amerika’da çiğ sebze ve meyvelerde kullanılması yasaklanmıştır. Yani bunun zehir olduğu gerçeğini daha fazla görmezden gelemeyince hiç değilse çiğ gıdadan çıkaralım demişler.
Yan etkilerinin içinde bronş problemleri, düşük kan basıncı ve anaflaktik şok var.
Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebiliyor.
SO2, sülfitleyici maddeler (sülfür dioksit, sodyum veya potasyum sülfit, bisülfit, metabisülfit) olarak da bilinirler. Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerde kullanılır. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında ve içeceklerde bulunur.
Birçok restoranın salata barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.
Potasyum Bromat
Bu katkı maddesi, ekmek yapımında ve unlu mamullerde hacmi arttırmak ve ekmeğin rengini beyazlatmak için kullanılıyor. Hayvanlarda kansere neden olduğu biliniyor. Az miktarları bile insanlarda değişik problemlere yol açıyor. ABD ve Japonya dışında bütün dünyada kullanımı yasaklanmış bir maddedir.
Bazı un üreticileri, irmik altı diye adlandırılan kalitesiz unlara kanserojen etkisi yüzünden katılması yasak olan benzol peroksit ve potasyum bromat gibi bazı katkı maddelerini ekleyerek, rengini beyazlatıyor ve ekmeklik unmuş gibi fırınlara pazarlıyor.
Bu katkı maddeleri çakmak tutulduğunda ekmeğin benzin dökülmüş gibi alev almasına yol açıyor.
Beyaz ekmekten uzak kalmamızda yarar var.
Benim bir de midemim bulandıran ve doğal renklendirici olarak geçen ve bir çeşit böcekten elde edilen (kırmızı renk) carmine(karmin) var.
Market raflarında yer alan ve hammaddesi böcek olan karmin maddesini içeren ürünlerin üreticilerinden konuyla ilgili açıklama gelmiyor. Uzmanlar, karmini en fazla kullanan markaların başında Ülker, Kent, Eti, Dr Oetker, Danone, Pınar, CocaCola, Pepsi, Algida, Unilever, P&G, Capy, Panda, Nestle, Kraft, gibi markaların geldiğini belirtiyorlar.
Pembe renkli ürünlerde renklendirici olarak kullanılan karmin, Meksika ve Peru'da yetişen ve besin maddesi kaktüs olan Coccus adlı böceğin dişisinin kurutulup öğütülmesi ile elde ediliyor. Hammaddesi böcek olan karmin içerikli ürünler, Türkiye'de de birçok firmanın ürettiği bisküvi, sakız, meyveli yoğurt, çilekli çikolata, meyveli süt, dondurma, reçel, soslar, meyve suları, et ürünleri, şekerleme gibi bir çok gıda ürününde kullanılıyor.
Hatta sadece Türkiye gıda sektörü bu maddeden yılda 50 ton civarında ithal ediyormuş. Fakat tükettiğiniz ürünlerin paketlerinde “karmina” ibaresini aramayın çünkü firmalar bu maddeyi tanımlamak için E120 kod adını kullanmayı tercih ediyorlar.
Pembe renkli ürünlerde renklendirici olarak kullanılan karmin, Meksika ve Peru'da yetişen ve besin maddesi kaktüs olan Coccus adlı böceğin dişisinin kurutulup öğütülmesi ile elde ediliyor. Hammaddesi böcek olan karmin içerikli ürünler, Türkiye'de de birçok firmanın ürettiği bisküvi, sakız, meyveli yoğurt, çilekli çikolata, meyveli süt, dondurma, reçel, soslar, meyve suları, et ürünleri, şekerleme gibi bir çok gıda ürününde kullanılıyor.
Hatta sadece Türkiye gıda sektörü bu maddeden yılda 50 ton civarında ithal ediyormuş. Fakat tükettiğiniz ürünlerin paketlerinde “karmina” ibaresini aramayın çünkü firmalar bu maddeyi tanımlamak için E120 kod adını kullanmayı tercih ediyorlar.
Karmin (Cochineal) Böceği Nedir?
Gıda renklendiricisi olarak kullanılan genellikle kahverengi ve kırmızı arası renklerin elde edildiği bir böcektir carmin. Cochineal (Dactylopius coccus), Dactylopi familyasından değişik kaktüslerde parazit olarak yaşar. Çok eski yıllardan beridir bilinen ve kullanılan böcektir.
Avrupa’ya 16. yüzyılda gelmiştir ve başta çeşitli gıda maddelerine renk vermenin yanı sıra tekstil, kozmetik sanayinde de kullanılmaya ve yaygınlaşmaya başlamıştır. Karmin bu böceğinin dişilerinden veya yumurtalarından çıkartılan bir renk pigmentidir.
Bu böcek türü Kanarya Adaları’nda ve Meksika’da yaşayan bir böcektir. Doğal ortamında çoğaldığı gibi kültürel olarak da yetiştirip ticareti yapılmaktadır. Cochineal böceği için özel tarlalar kurulur. Bu böcekler ve larvaları, Meksikalı köylüler tarafından toplanır. Kurutulduktan sonra öğütülüp un haline getirilerek renklendirici madde olarak kullanılır.
Gıda renklendiricisi olarak kullanılan genellikle kahverengi ve kırmızı arası renklerin elde edildiği bir böcektir carmin. Cochineal (Dactylopius coccus), Dactylopi familyasından değişik kaktüslerde parazit olarak yaşar. Çok eski yıllardan beridir bilinen ve kullanılan böcektir.
Avrupa’ya 16. yüzyılda gelmiştir ve başta çeşitli gıda maddelerine renk vermenin yanı sıra tekstil, kozmetik sanayinde de kullanılmaya ve yaygınlaşmaya başlamıştır. Karmin bu böceğinin dişilerinden veya yumurtalarından çıkartılan bir renk pigmentidir.
Bu böcek türü Kanarya Adaları’nda ve Meksika’da yaşayan bir böcektir. Doğal ortamında çoğaldığı gibi kültürel olarak da yetiştirip ticareti yapılmaktadır. Cochineal böceği için özel tarlalar kurulur. Bu böcekler ve larvaları, Meksikalı köylüler tarafından toplanır. Kurutulduktan sonra öğütülüp un haline getirilerek renklendirici madde olarak kullanılır.
Karmin Nerelerde Kullanıır?
Böcekten elde edilen karmin maddesi gıda renklendirme ajani olarak kozmetiklerde, ilaç sanayiinde ve boyacılıkta kullanılmaktadır. Etleri, sosları, kırmızı deniz ve işlenmiş kanatlı ürünleri de içine alan geniş bir gıda ürünü yelpazesinde kullanılan karmin; sosisler ve işlenmiş kümes hayvanı gibi et ürünlerinde, meyve preperatlarında, reçel ve marmelatlarda, koruyucularda, sucuk, salam, jelatinli tatlılarda, pasta ve fırın ürünlerinde, dondurmalarda, şekerlemelerde ve süt ürünlerinde de doğal renklendirici olarak bulunabilir.
Bilindiği gibi dinimizde haşarat (haşereler)ın tüketilmesi caiz değildir.
Starbucks'tan kırmızı böcek itirafı
Dünyanın en büyük kahve şirketlerinden Starbucks'ın 'frappucino' adlı içeceğin renklendirilmesinde kırmızı böcek kullanıldığı ortaya çıktı. Amerikalı kahve şirketi Starbucks, ürünlerinden 'çilekli frappucino'da "cochineal" olarak bilinen bir çeşit kırmızı böcek (bit) kullandığını kabul etti. Hiçbir hayvansal ürün kullanmayan tüketiciler (veganlar) tarafından kurulan internet sitesi ThisDishIsVeg.com, daha önce kullanıcılarını frappucino içmemeleri konusunda uyarmıştı. İnternet sitesinden yapılan açıklamada çilekli frappucino'nun bitkisel bir içecek olmadığı, yapımında böcek kullanıldığı belirtilmişti.
Bu iddiaya ve sonrasında artan tepkilere Starbukcs'tan cevap geldi. Böcek kullandığını itiraf eden Starbucks yönetimi, suni kimyasal renklendiricilerin sağlıklı olmamasından dolayı böyle bir yola başvurduklarını ifade etti. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi'nin (FDA) bu maddenin kullanımına izin verdiğinin altını çizen yetkililer, alternatifler üzerinde çalıştıklarını belirtti.
Dünyanın en büyük kahve şirketlerinden Starbucks'ın 'frappucino' adlı içeceğin renklendirilmesinde kırmızı böcek kullanıldığı ortaya çıktı. Amerikalı kahve şirketi Starbucks, ürünlerinden 'çilekli frappucino'da "cochineal" olarak bilinen bir çeşit kırmızı böcek (bit) kullandığını kabul etti. Hiçbir hayvansal ürün kullanmayan tüketiciler (veganlar) tarafından kurulan internet sitesi ThisDishIsVeg.com, daha önce kullanıcılarını frappucino içmemeleri konusunda uyarmıştı. İnternet sitesinden yapılan açıklamada çilekli frappucino'nun bitkisel bir içecek olmadığı, yapımında böcek kullanıldığı belirtilmişti.
Bu iddiaya ve sonrasında artan tepkilere Starbukcs'tan cevap geldi. Böcek kullandığını itiraf eden Starbucks yönetimi, suni kimyasal renklendiricilerin sağlıklı olmamasından dolayı böyle bir yola başvurduklarını ifade etti. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi'nin (FDA) bu maddenin kullanımına izin verdiğinin altını çizen yetkililer, alternatifler üzerinde çalıştıklarını belirtti.
Altın değerindeki böcek
Kolanın, sosisin, rujların, allıkların ve daha birçok ürünün rengini borçlu olduğu cochineal böceği fiyatları ile altına kafa tutuyor. Kaktüslerin üzerinde asalak olarak yaşayan cochineal böceği, karaborsaya düştü... İşlenmiş cochinealin kilosu son bir yılda 2'ye katlandı... "Bu kimi ilgilendirir?" demeyin, dünyada kolaya renk veren böcek olarak efsanevi bir ün yapan cochineal, gıdadan kozmetiğe kadar birçok sektörün 'canı kanı' gibi. O olmadan ne sosisin rengi pembe, ne rujlar rengârenk, ne de kolalar şu anki renginde olabilir.
TÜRKİYE'DE SATILAN VE KARMİN İÇEREN BAZI GIDALAR
SÜTLÜ GIDALAR
Danette, çilek aromalı puding, Danone
Çilek aromalı süt, Danone
Çilekli süt, Pınar
Çilekli puding, Ülker
SAKIZ
Vivident xylit Cube, nar ve fuji elma aromalı şekersiz tatlandırıcılı sakız
Vivident xylit Aqua Gum, meyve aromalı şekersiz tatlandırıcılı sakız
Vivident xylit 2 Fruit, çilek aromalı şekersiz tatlandırıcılı sakız
Big babol çilgın meyveler balonlu mega draje sakız
Şıpsevdi, meyve aromalı şekerli balonlu sakızlar, Kent
Bubbaloo Mega, karışık meyve ve kola aromalı şekerli balonlu sakızlar, Kent
First, tatlı & ekşi çilek aromalı tatlandırıcılı şekersiz draje sakız, Kent
ŞEKERLEME, BİSKÜVİ, KEK, GOFRET VE SOSLAR
Jelibon, karışık meyve aromalı yumuşak şeker, Kent
Pop Tip, Ahududu aromalı draje şeker, Kent
Böğürtlenli sos, Dr. Oetker
SÜTLÜ GIDALAR
Danette, çilek aromalı puding, Danone
Çilek aromalı süt, Danone
Çilekli süt, Pınar
Çilekli puding, Ülker
SAKIZ
Vivident xylit Cube, nar ve fuji elma aromalı şekersiz tatlandırıcılı sakız
Vivident xylit Aqua Gum, meyve aromalı şekersiz tatlandırıcılı sakız
Vivident xylit 2 Fruit, çilek aromalı şekersiz tatlandırıcılı sakız
Big babol çilgın meyveler balonlu mega draje sakız
Şıpsevdi, meyve aromalı şekerli balonlu sakızlar, Kent
Bubbaloo Mega, karışık meyve ve kola aromalı şekerli balonlu sakızlar, Kent
First, tatlı & ekşi çilek aromalı tatlandırıcılı şekersiz draje sakız, Kent
ŞEKERLEME, BİSKÜVİ, KEK, GOFRET VE SOSLAR
Jelibon, karışık meyve aromalı yumuşak şeker, Kent
Pop Tip, Ahududu aromalı draje şeker, Kent
Böğürtlenli sos, Dr. Oetker
28 Mart 2013 Perşembe
Resim Alıştırmaları
Benim oğullarım resim yapmaya pek meraklı değil.Genelde karalama,gelişi güzel boyamaya meraklılar bir de ellerini boyamaya.Bıraksam dirseklerine kadar boyayıp ayaklarına da geçerler.Benim resim yeteneğim bir resime bakarak aynısını yapmakla sınırlı yok kasede üzümler,dağ tepe yapamam.Babamın resim yeteneği iyidir.Okulda resimlerimi hep babam yapardı.Aslında sanatsal faaliyetlere meraklıyım,elimde yatkındır ama pek üstüne düşmedim açıkçası.Karakalem çalışmalar çok hoşuma gidiyor.Birde ahşap rölyefli resimler çok mükemmel.İleride belki kurslara katılma şansım olur inşallah.
Ben benim ufaklıklara Türkiye İş Bankasının 'Resim Yapmayı Öğreniyorum' kitabını almıştım sanırım 1 sene falan oldu.Daha çok karalama olarak kullanıyorlar ama ellerinden düşürmüyorlar.Kitap 4 aşamalı olarak basit şeyleri çizdirmeyi öğretiyor.Yanında da kalemi var.Tabi o kalemin dayanma süresi malum çok kısa oluyor.Herhangi bir keçeli kalemde iş görüyor.Çabuk siliniyor ama önceden yazılıp kaldıysa asetonlu bir pamuk pırıl pırıl yapıyor kitabı.
Erdem
Eren
ahşap rölyefli bir resim
Erdem
Eren
22 Mart 2013 Cuma
Öfke Kontrolü
Ne yapmalıyım ne etmeliyim bilemiyorum.Artık öfkemi hiçbir şekilde kontrol edemiyorum.Çocuklarla aram bu aralar kötü.Kendimi iyi hissetmiyorum ,sağolsunlar onlarda beni çileden çıkarmak için herşeyi yapıyorlar.Sinirden kaskatı kesildim.Bütün kaslarım tutuldu robot gibi hareket edemiyorum.Uyku sorunu,yemek sorunu,aşırı hareketlilik,birbirine zarar vermeve daha niceleri.Çok hareketliler ve büyük bir enerji patlaması yaşıyorlar.Oyun oynamak desen hak getire.İnanılmaz yüz göz olduk hiçbir şekilde beni dinlemiyorlar.
Ben hırçınlaştıkça,bağırıp çağırdıkça onlar daha da asabileşiyor.Çocuklar büyüklerin aynasıdır derler ya çok doğru.Onları öyle gördükçe daha çok üzülüyorum.Sonra oturup hıçkıra hıçkıra ağlıyorum.Sürekli kendimi eleştiriyorum,büyük bir vicdan azabı.Beni en iyi ikiz anneleri anlar.Onları güzel yetiştirememe kaygısı içimi kemirip duruyor.Ama bir türlü içimdeki canavarı durduramıyorum.Sanırım ben iyi bir anne değilim.Şu an bile yazarken gözümden sicim gibi yaşlar dökülüyor.Bağıra bağıra,hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum.Aslında benim tek sorunum kendimle kalamamak.3.5 senedir 4 duvar arasında 24 saat bir fiil beraberiz.Yalnız kalmaya,kafa dinlemeye benim hakkım yok mu ama?Tek suçlu benmiyim yani.Hamileliğimde yaşadığım sorunlar,erken doğum,kuvöz maceraları,hastalıklar,ameliyatlar derken gerçekten çok yıprandım.Çocuklarımın o en güzel anlarının tadına bile varamadım sürekli koşuştuma.Allah beterinden korusun ama bende nihayetinde bir insanım.Güçlü görünmeye,ayakta dikilmeye çalışıyorum ama patlak veriyor işte.Bazen toparlar gibi oluyorum sonra hoop tepetaklak.
http://ofkekontrolu.org/ dan alıntıdır.
Öfke yaşamımızı zorlaştıran bir duygu olsa da öfke kontrolüne başlama kararı her zaman kolay olmayabiliyor. Klinik tecrübelerimize göre bizleri öfke kontrolüne başlama konusunda kararsız kılan 5 önemli neden var.
1. Soruna ilişkin belirsizlik yaşama.
Öfke sorunu yaşayan bir çok kişi, öfkelerinin yaşadıkları problemin nedeni mi, yoksa sonucu mu olduğu düşünürler. Bu konuyla ilgili basit bir formül de yoktur. Ancak sorunu belirleyememek çözüm için atılan adımları da geciktirir. Öfke sorununa bazen yaşadığımız diğer problemler yol açabilirken bazen de öfke farklı problemleri beraberinde getirir. Bazen de bunu bir bütün olarak yaşabiliriz. Öfkesiz Kliniği bu süreçte gerek öfke sorununa yol açan problemleri gerekse de öfke sonucunda oluşan sorunları bir bütün olarak tedavi ve eğitim sürecinde ele almaktadır.
2. Problemin Çözülebilirliğine İlişkin Umutsuzluk
Bir çok kişi öfkesini kontrol etme konusunda farklı nedenlerden dolayı kararsızlık yaşar. Bunların en başında ‘aile etkisi’ gelir. Bir çok danışanımız öfke konusunda anne veya babasını örnek göstererek sorunun genetik bir yönünün olduğu ve çözümün olmayacağını düşünüp umutsuzluk yaşayabiliyor fakat gerçek böyle değildir. Aileniz öfke ifadesi konusunda size model olmuş olabilir. Ancak öfke ifadesi öğrenilmiş bir tepkidir ve farklı ifade şekilleri de öğrenilebilir.
3. Öfke’den Kendimiz Dışındaki Şeyleri Sorumlu Tutmak
Bir çoğumuz yaşadığımız öfkeden sorumsuz eş, anlayışsız patron, ikiyüzlü iş arkadaşı, trafik gibi farklı unsurları sorumlu tutarız. Bu tür olaylar gerçekten rahatsız edici olsa da tepkiler konusunda sorumluluk bizdedir. Eğer, trafikte kalmak öfke nedeni olsaydı, tüm şoförler tepkilerini aynı şekilde gösterirdi. Ancak baktığımızda kimi tepkisini korna çalarak, kimileri bu saatte yola çıktığı için kendisine kızarak, kimileri de beklerken geçen zamanı müzik dinleyerek, uzun zamandır görüşmediği yakınlara telefon açarak geçirebiliyor. Öfke konusunda sorumluluk almamak öfke kontrolünü zorlaştıran en önemli nedenlerden bir tanesidir.
4. Öfke Kontrolü’nü Yanlış Tanıma
Bir çok kişi öfke kontrolünü, yaşanan rahatsız edici durumlara tepki göstermeme, sineye çekme , hakkını aramama olarak değerlendirse de bu tamamıyla yanlıştır. Öfke kontrolü bilinenin tam aksine bizleri rahatsız edici durumlarda tepkilerimizi doğru ifade etmeye, problemleri etkin şekilde çözebilmeye teşvik eder.
5. Tedavinin Etkinliğine İlişkin Umutsusluk
Hemen hemen herkes öfke kontrolü için, 10’a kadar saymak gibi birkaç klasik yöntem duymuştur. Bu gibi klasik yöntemler kulağa hoş gelse de öfke anında uygulanabilmeleri zordur. Öfke kontrolünü bu şekilde tanımlamak tedaviye ilişkin umutsuzluk yaşamamıza sebep olabilir.
Ben hırçınlaştıkça,bağırıp çağırdıkça onlar daha da asabileşiyor.Çocuklar büyüklerin aynasıdır derler ya çok doğru.Onları öyle gördükçe daha çok üzülüyorum.Sonra oturup hıçkıra hıçkıra ağlıyorum.Sürekli kendimi eleştiriyorum,büyük bir vicdan azabı.Beni en iyi ikiz anneleri anlar.Onları güzel yetiştirememe kaygısı içimi kemirip duruyor.Ama bir türlü içimdeki canavarı durduramıyorum.Sanırım ben iyi bir anne değilim.Şu an bile yazarken gözümden sicim gibi yaşlar dökülüyor.Bağıra bağıra,hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum.Aslında benim tek sorunum kendimle kalamamak.3.5 senedir 4 duvar arasında 24 saat bir fiil beraberiz.Yalnız kalmaya,kafa dinlemeye benim hakkım yok mu ama?Tek suçlu benmiyim yani.Hamileliğimde yaşadığım sorunlar,erken doğum,kuvöz maceraları,hastalıklar,ameliyatlar derken gerçekten çok yıprandım.Çocuklarımın o en güzel anlarının tadına bile varamadım sürekli koşuştuma.Allah beterinden korusun ama bende nihayetinde bir insanım.Güçlü görünmeye,ayakta dikilmeye çalışıyorum ama patlak veriyor işte.Bazen toparlar gibi oluyorum sonra hoop tepetaklak.
http://ofkekontrolu.org/ dan alıntıdır.
Neden Öfke Kontrolüne Başlayamıyoruz?
Öfke yaşamımızı zorlaştıran bir duygu olsa da öfke kontrolüne başlama kararı her zaman kolay olmayabiliyor. Klinik tecrübelerimize göre bizleri öfke kontrolüne başlama konusunda kararsız kılan 5 önemli neden var.
1. Soruna ilişkin belirsizlik yaşama.
Öfke sorunu yaşayan bir çok kişi, öfkelerinin yaşadıkları problemin nedeni mi, yoksa sonucu mu olduğu düşünürler. Bu konuyla ilgili basit bir formül de yoktur. Ancak sorunu belirleyememek çözüm için atılan adımları da geciktirir. Öfke sorununa bazen yaşadığımız diğer problemler yol açabilirken bazen de öfke farklı problemleri beraberinde getirir. Bazen de bunu bir bütün olarak yaşabiliriz. Öfkesiz Kliniği bu süreçte gerek öfke sorununa yol açan problemleri gerekse de öfke sonucunda oluşan sorunları bir bütün olarak tedavi ve eğitim sürecinde ele almaktadır.
2. Problemin Çözülebilirliğine İlişkin Umutsuzluk
Bir çok kişi öfkesini kontrol etme konusunda farklı nedenlerden dolayı kararsızlık yaşar. Bunların en başında ‘aile etkisi’ gelir. Bir çok danışanımız öfke konusunda anne veya babasını örnek göstererek sorunun genetik bir yönünün olduğu ve çözümün olmayacağını düşünüp umutsuzluk yaşayabiliyor fakat gerçek böyle değildir. Aileniz öfke ifadesi konusunda size model olmuş olabilir. Ancak öfke ifadesi öğrenilmiş bir tepkidir ve farklı ifade şekilleri de öğrenilebilir.
3. Öfke’den Kendimiz Dışındaki Şeyleri Sorumlu Tutmak
Bir çoğumuz yaşadığımız öfkeden sorumsuz eş, anlayışsız patron, ikiyüzlü iş arkadaşı, trafik gibi farklı unsurları sorumlu tutarız. Bu tür olaylar gerçekten rahatsız edici olsa da tepkiler konusunda sorumluluk bizdedir. Eğer, trafikte kalmak öfke nedeni olsaydı, tüm şoförler tepkilerini aynı şekilde gösterirdi. Ancak baktığımızda kimi tepkisini korna çalarak, kimileri bu saatte yola çıktığı için kendisine kızarak, kimileri de beklerken geçen zamanı müzik dinleyerek, uzun zamandır görüşmediği yakınlara telefon açarak geçirebiliyor. Öfke konusunda sorumluluk almamak öfke kontrolünü zorlaştıran en önemli nedenlerden bir tanesidir.
4. Öfke Kontrolü’nü Yanlış Tanıma
Bir çok kişi öfke kontrolünü, yaşanan rahatsız edici durumlara tepki göstermeme, sineye çekme , hakkını aramama olarak değerlendirse de bu tamamıyla yanlıştır. Öfke kontrolü bilinenin tam aksine bizleri rahatsız edici durumlarda tepkilerimizi doğru ifade etmeye, problemleri etkin şekilde çözebilmeye teşvik eder.
5. Tedavinin Etkinliğine İlişkin Umutsusluk
Hemen hemen herkes öfke kontrolü için, 10’a kadar saymak gibi birkaç klasik yöntem duymuştur. Bu gibi klasik yöntemler kulağa hoş gelse de öfke anında uygulanabilmeleri zordur. Öfke kontrolünü bu şekilde tanımlamak tedaviye ilişkin umutsuzluk yaşamamıza sebep olabilir.
Öfkenin Olumsuz Etkileri
Öfke yalnızca insanlarla ilişkilerimize zarar vermez. Sağlımızla ve performansımızla ilgili önemli sorunlara sebebiyet verir. Bunlar farklı türde hastalıkları tetikleyebileceği gibi iş performansını ve verimi olumsuz etkiler.
Öfkenin Olumsuz Etkileri
Zihinsel Tepkiler

Öfke yalnızca yetişkinlere özel bir tepki biçimi değildir. Çocuklarda da sıklıkla öfkeli ve saldırgan davranışlar görülebilir. İstekleri ve ihtiyaçları herhangi bir şekilde engellenen her çocuk öfke tepkisi gösterebilir. Bu tepkiler genellikle 1 yaş civarında başlar. Okul öncesi çocuklarda öfke nöbetleri görülme oranı oldukça yüksektir. Bu gelişimin doğal bir sürecidir. Kimlik duygusu ve bağımsızlık kazanmaya çalışan çocuk kelime kapasitesinin kısıtlılığı nedeniyle kendini ifade etmede güçlük çeker. Ancak çocuğun zamanla öfkesini kontrol edebilmesi ve yeni ifade yöntemleri öğrenebilmesi beklenir. Bu süreci etkileyen ve çocukta öfke yaratan bazı önemli durumlar vardır bunlar:
1. Çocuğun aç, susuz, uykusuz veya yorgun olması
2. Arkadaşları tarafından dışlanıyor ya da alay ediliyor olması
3.Anne – baba arasında ki problemler ( tartışmalar, kavgalar, boşanma, ölüm gibi)
4. Öfkelenen çocuğun ödüllendirilmesi, isteklerinin yerine getirilmesi
5. Öfkeli davranışlar sergileyen başka birini örnek alması (Anne, baba, arkadaş gibi)
6. Temel ihtiyaçların zamanında giderilmemesi
7. Anne ve babanın çocuğun tepkilerine yaklaşımlarının tutarsız olması ( annenin ve babanın anlaşmazlığa düşmesi sonucu çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda ikileme düşebilir)
8. Çocuğa haksız yere verilen cezalar
Bunlar çocuklarda öfkeye yol açan sebeplerden yalnızca birkaçıdır. Çocuğa öfke kontrolü becerisi kazandırmak için bu sebepleri belirlemek ve bunlarla baş etme becerileri kazandıracak programlar uygulanır.
Öfkenin Olumsuz Etkileri
Zihinsel Tepkiler
- Aşırı yemek yeme,
- Düşük performans,
- Unutkanlık,
- Uykusuzluk,
- Dikkatsizlik,
- Konsantrasyon bozukluğu.
- Kan şekerinin yükselmesi,
- Nabzın ve kan basıncının artması,
- Sık sık ve zor nefes alma,
- Kas ağrıları,
- Baş, sırt, boyun ağrıları.
- Alkolizm,
- Sigara tiryakiliği,
- Huzursuzluk,
- Acelecilik,
- İlaç kullanımı.
Çocuklarda Öfke ve Nedenleri
Öfke yalnızca yetişkinlere özel bir tepki biçimi değildir. Çocuklarda da sıklıkla öfkeli ve saldırgan davranışlar görülebilir. İstekleri ve ihtiyaçları herhangi bir şekilde engellenen her çocuk öfke tepkisi gösterebilir. Bu tepkiler genellikle 1 yaş civarında başlar. Okul öncesi çocuklarda öfke nöbetleri görülme oranı oldukça yüksektir. Bu gelişimin doğal bir sürecidir. Kimlik duygusu ve bağımsızlık kazanmaya çalışan çocuk kelime kapasitesinin kısıtlılığı nedeniyle kendini ifade etmede güçlük çeker. Ancak çocuğun zamanla öfkesini kontrol edebilmesi ve yeni ifade yöntemleri öğrenebilmesi beklenir. Bu süreci etkileyen ve çocukta öfke yaratan bazı önemli durumlar vardır bunlar:
1. Çocuğun aç, susuz, uykusuz veya yorgun olması
2. Arkadaşları tarafından dışlanıyor ya da alay ediliyor olması
3.Anne – baba arasında ki problemler ( tartışmalar, kavgalar, boşanma, ölüm gibi)
4. Öfkelenen çocuğun ödüllendirilmesi, isteklerinin yerine getirilmesi
5. Öfkeli davranışlar sergileyen başka birini örnek alması (Anne, baba, arkadaş gibi)
6. Temel ihtiyaçların zamanında giderilmemesi
7. Anne ve babanın çocuğun tepkilerine yaklaşımlarının tutarsız olması ( annenin ve babanın anlaşmazlığa düşmesi sonucu çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda ikileme düşebilir)
8. Çocuğa haksız yere verilen cezalar
Bunlar çocuklarda öfkeye yol açan sebeplerden yalnızca birkaçıdır. Çocuğa öfke kontrolü becerisi kazandırmak için bu sebepleri belirlemek ve bunlarla baş etme becerileri kazandıracak programlar uygulanır.
Arı,Petek ve Çiçek
Çocuklarla yaptığımız bir faaliyet.
Gerekenler:
*Yemelerine pek izin vermesemde birkaç kere aldığımız sürpriz yumurta
*Plastik tabak
*Yapıştırıcı
*Renkli elişi kağıtları
*Oynar gözler (kırtasiyelerden temin edilebilinir.)
*Biraz makarna
Yumurtalara elişi kağıtları ile şeritler kesip yapıştırdık.Kesme işlemi tabiki çocuklara ait.Oynar gözleri ve kanatları da yapıştırdık mı arımız tamam.
Plastik tabakları ters çevirip elişi kağıtlarından çiçek yapıp,makarnaları da yapıştırdık ve arıların bal yapma hikayesini anlattık.Bu arada arı vız vız şarkısını da söyemeyi ihmal etmedik.
Gerekenler:
*Yemelerine pek izin vermesemde birkaç kere aldığımız sürpriz yumurta
*Plastik tabak
*Yapıştırıcı
*Renkli elişi kağıtları
*Oynar gözler (kırtasiyelerden temin edilebilinir.)
*Biraz makarna
Plastik tabakları ters çevirip elişi kağıtlarından çiçek yapıp,makarnaları da yapıştırdık ve arıların bal yapma hikayesini anlattık.Bu arada arı vız vız şarkısını da söyemeyi ihmal etmedik.
14 Mart 2013 Perşembe
Yine Yeni Yeniden Küçük Bir Kaza
Evet yine küçük bir ev kazası ile huzurlarınızdayım.Dün akşam eşim geldi,yemek yedik,ben bulaşıkları toparlamadan uzanıyım dedim.Başım ağrıyordu biraz.Yattım koltuğa hemen Erdem yanıma geldi.Ben yattığımda yanıma kıvrılmayı çok sever.Eren de ayak ucuma oturuverir hemen.Ben yatarken içim geçmiş,dalmışım.Tabi benim yaramazlar her zaman olduğu gibi popolarında bir avuç kurt varmışçasına rahat durmadıkları için başladılar dalaşmaya.Erdem kalktı,oturdu sonra hızlı bir şekilde kafasını hızlıca bıraktı.Yalnız kafasını hızlıca bıraktığı yerde benim burnum vardı.Öyle bir ses çıktı ki çat diye kafamı içinde yankılandı.O an kesin burnumun kırıldığını düşündüm.Hızlı bir şekilde şişmeye başladı ve burnumun o tarafından nefes alamıyordum.
Hemen hastaneye gittik.Yolda bir sürü şey geçti aklımda.Ya kırıldıysaa,ya ameliyat gerekirse diye çok tırstım açıkçası.Hadi ameliyat oldum diyelim benim o burunu benimkilerden koruma şansım hiç yok,sürekli havada birşeyler uçuşuyor ve onlarım bana gelme ihtimali çok yüksek.Neyse röntgen falan çekildi Allah'a şükür kırık,çatlak yok ödem yaptı.Ama hala o sesin nereden geldiği hakkında en ufak fikrim yok.Eve geldiğimizde yavrum çok üzülmüş.Doktor ilaç verdimi diye sorup durdu.Olacağı varmış,oldu.Olacakla öleceğin önüne geçilmiyor ne yazıkki...
Hemen hastaneye gittik.Yolda bir sürü şey geçti aklımda.Ya kırıldıysaa,ya ameliyat gerekirse diye çok tırstım açıkçası.Hadi ameliyat oldum diyelim benim o burunu benimkilerden koruma şansım hiç yok,sürekli havada birşeyler uçuşuyor ve onlarım bana gelme ihtimali çok yüksek.Neyse röntgen falan çekildi Allah'a şükür kırık,çatlak yok ödem yaptı.Ama hala o sesin nereden geldiği hakkında en ufak fikrim yok.Eve geldiğimizde yavrum çok üzülmüş.Doktor ilaç verdimi diye sorup durdu.Olacağı varmış,oldu.Olacakla öleceğin önüne geçilmiyor ne yazıkki...
13 Mart 2013 Çarşamba
Kitap inceleme:Dikkat ve Zeka Becerileri 1
Biz benim afacanlarla bu kitabı da yapıp bitirdik.Ara ara tekrar yapıyoruz.Görsel hafızayı güçlendirmeye yönelik bir kitap.Kitapların çocukların gelişimine büyük katkı sağladığı kanaatindeyim.Onun için bu tarz kitaplarla vakit geçirmeyi seviyoruz.
Kitapta;eşleştirme,aynı olanı bulma,farklı olanı bulma,parça tamamlama vs. gibi çok güzel resimler var.Çoğunu yapsalarda bazılarında çok az zorlandılar.
Kitapta;eşleştirme,aynı olanı bulma,farklı olanı bulma,parça tamamlama vs. gibi çok güzel resimler var.Çoğunu yapsalarda bazılarında çok az zorlandılar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






