17 Kasım 2013 Pazar

ikiz Mucizelerim

    Bugün dünya prematüre bebekler günü. Ben de hem doğum hikayemi,hem de yaşadıklarımı kısaca anlatmak istiyorum
    2008’in aralık ayıydı hamile olduğumu öğrendiğimde. Evliliğimizin 3.yılıydı ve birkaç aydır bebek istiyorduk. Kendimde bir takım değişiklikler hissetmiştim ve test yapmıştım. Sonuç pozitifti ve inanılmaz çok sevinmiştik. Hemen soluğu doktorda almıştık. Doktorum kesenin göründüğünü ve yanında da kan pıhtısına benzer bir şey daha gördüğünü söylemişti ve bebek olma ihtimalinden söz etmişti. Açıkçası ben o an ikiz olma ihtimalini aklımın ucundan bile geçirmemiştim.
   Hamileliğim 7.haftasında tekrar doktora gittik ve ikiz bebeklerimiz olacağı haberini aldık. O an duygularım öyle karışıktı ki sevinsen mi, üzülsem mi bilememiştim. Doktorum ikiz gebeliğin zor olduğunu ve bir takım riskler içerdiğinden bahsetmişti. Bütün zorluklara ve risklere göğüs germem gerekiyordu çünkü ben artık ikiz bebek annesi adayıydım.
    Günlerim bebeklerimi sağlıklı bir şekilde dünyaya getirmeyi düşünmekle geçiyordu. 2’li tarama testine kadar her şeyin yolunda gittiğini zannediyordum. Bebeklerimden birinin gelişimi diğerine göre biraz geriden geliyordu ama bunu çok kafama takmamıştım, rastlanan bir şeydi çünkü.
İkili tarama testinde doktorun tavırlarından bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamıştım. Bebeklerden birinin beslenemediğini söylemişti. Kan sonuçları temizdi, ense kalınlıkları normal sınırlardaydı ve burun kemikleri oluşmuştu. Peki bu nereden çıkmıştı şimdi. O an nedenler, ne içinler havada uçuşuyordu. Çok canım sıkılmıştı. Fiziksel olarak hiçbir sıkıntım yoktu. Ama ruhen çökmüştüm.
   Gel zaman, git zaman bebeklerin gelişimleri arasındaki fark açılmaya başladı. Doktorlar sonlandırmayı bile teklif ettiler. Ben nasıl kıyabilirdim ona, o benim canımdan bir candı. Doktorlar birbirleri arasında paslıyorlardı beni. En son gittiğimiz prof. Bebeklerin 1000-1500 gr civarında doğacağından bahsetmişti . O güne kadar ve hatta doğana kadar erken doğma ihtimallerini konduramamıştım onlara. Beslenemeyen bebeğimin kalbinde de hiperekojen odak olduğunu söyledi ve bebekte anomali olma olasılığına değindi.. Kol ve bacaklarının da haftasına göre kısa olduğunu söylemişti. Kordosentez yapılma ihtimalinden bahsetti. Bu nedenle bizi fetal kardiyolojisine gönderdi.
    Kordosentez yapılma ihtimali beni oldukça yıpratmıştı, çok riskli olduğunu biliyordum. Günlerce rahat bir nefes alamamıştım. Büyük bir korkuyla hastaneye gittik. Fetal ekokardiyografisi yapıldı. Kordosentez yapılmasına gerek olmadığını ancak bebeğin kalbinde küçük bir delik olduğunu ve zamanla kapanabileceğini söyledi doktor.Endişeli durumum devam etse de biraz rahatlamıştım.
   Evet bebeğimin gelişimi geriden geliyordu ama çokta kafama takmıyordum. Ufak , tefek alışverişlerimizi de yapmaya başlamıştık. Ben nedense çok rahattım, hiç acele etmiyordum . Kendimi zamanında, tosun gibi çocuklar doğuracağıma fazla kaptırmıştım. Erken doğumun e’sini bile aklıma getirmiyordum. Her şeyim yarım yamalaktı. Ne aldıklarımı yıkamıştım ne de bir hastane çantam vardı.
    Ve büyük gün gelmişti. Hamileliğim 31.haftasıydı. Son zamanlarda ayaklarım çok şişmeye başlamıştı ve vücudumda inanılmaz kaşıntılarım vardı. Doktorum tatildeydi, pazartesi başlayacaktı ve beni o gün karaciğer testi yapmak için çağırmıştı. Hani aklıma da gelmedi değil ‘doktorumda izinli ya doğurursam’ diye. Haziranın sonlarıydı, hava sıcaktı ve ben geceleri uyuyamıyordum. Bir elimde yastık , bir elimde çarşaf bütün evi dolaşıyordum. Sabaha karşı oturma odasına gittim, yattım. Orada biraz dalmışım. Cumartesi günüydü. Sabah saat 06:45 ‘de sanki tasla su boşaltılıyormuş gibi bir sesle uyandım, hemen tuvalete gittim tekrar su boşaldı. Korkmaya ve tir tir titremeye başladım. Olamazdı, olmamalıydı daha çok erkendi. Ne ağrım vardı ne sancım. Bu da nereden çıkmıştı. Hala daha kabullenemiyordum. Mecburen eşimi kaldırdım. O kadar sakin söylemişti ki ne olduğunu anlamıştı uyku sersemi. Hemen eşimin annelerini aradık beraber hastaneye gittik. Eşim çıkmadan önce hastaneyi aramıştı. Ameliyathaneyi hazırlamışlardı biz gidene kadar ve şükür ki hastanede boş iki kuvöz vardı. Yolda giderken hala suyum geliyordu ara ara. Ve ben hangi akla hizmet koltuk ıslanacak diye koltuğa oturmuyordum o stresle. Neyse hastaneye vardık ve kapının önünde bir şarıltı daha oldu artık umudum kalmamıştı doğmama ihtimallerine dair.
    Doktor muayene etti, ultrasonla baktı. İlk sorum tabi ki bebeklerimin durumuydu. Çok şükür yaşıyorlardı ama beklemediğim son beni bekliyordu. Hemen sezeryan doğuma alındım. 07:18 ‘de 1040 gr ağırlığında, 38 cm. boyunda Erdem, 07:19’da 1440 gr ağırlığında, 38 cm. boyunda Eren dünyaya geldi. Normalde tansiyonu düşük olan benim doğum sırasında bir hayli tansiyonum çıkmış. Eşime sormuşlar tansiyon problemimin olup olmadığını. Çocuklarının erken doğmasının şokunu yaşayan eşim bunun üzerine bir de benim için telaşlanmaya başlamış. Ama şükür ki hepimiz sağ salim çıktık doğumdan. Tabi ki bundan sonra beni bir hayli zor günler bekliyordu.
   Ayıldığımda derinden Esin Hanım,Esin Hanım diye bir ses duyuyordum. Sedyeyle asansöre bindirdiler odama çıkarmak için. O an tam olarak ne olduğunu anlayamamıştım. Önce elimle karnımı yokladım, bir acı hissettim ondan sonra taşlar yerine oturdu. Hemen hemşirelere bebeklerimi sordum. Aldığım cevap tuhaftı. Hemşire bana 'sen kendini düşün'dedi. Hangi anne o durumda kendini düşünebilirdi ki. Neyse odama çıktım. Bebek doğduğunda olan o heyecan yoktu odada. Herkesin suratı asıktı. İçim çok buruktu. Bebeklerim kuvözdeydi, hamdolsun yaşıyorlardı ama çok endişeliydim.
    Dediğim gibi hastane çantam bile yoktu. Zaten gerekte yoktu. Hastane çıkışlarını giyebilecek kimse de yoktu yanımda. Sadece benim giyebileceğim birkaç parça bir şey getirdiler. O an hiçbirşey düşünmüyordum bebeklerimden başka ama sonraları içimde bir sürü şeyin özlemini yaşadım.
Evet ben doğumdan güle oynaya çıkamadım.Odamı mavi balonlarla süsleyemedim.Kırmızı kurdelamı takıp,neşeli gülücükler saçamadım etrafa..Ziyarete gelenlerle 'ay bunlar sana benziyor ya da aynı babası' muhabbetini yapamadım.Gelenlere özenle hazırladığım cicili bicili bebek şekerleri sunamadım.En önemlisi evlatlarımı kucağıma alıp,bağrıma basıp sıcaklıklarını hissedemedim,melek yüzleri okşayıp emziremedim.Odama bebeklerim yerine soğuk bir süt sağma makinası getirdiler.Bebeklerimin sesi yerine makinanın o kötü gürültüsünü dinledim.Bebeklerimi alıp kırk uçurmalara gidemedim.Ama herşeye rağmen benim bir görevim vardı. Onlara süt yollamalıydım.Çok ihtiyaçları vardı buna.Moralimi bozup somurtmaktan ziyade benim zinde olup bolca süt yetiştirmem gerekiyordu onlara.Zor zahmet ilk ağız sütünü biriktirip onlara gönderdim.Daha o zaman başladı ikiz çocuk sahibi olmanın yükümlülüğü.İlk endişemi yaşadım böylelikle acaba sütü ikisine de eşit vermiş miydiler? Bu arada onları çok merak ediyordum. Eşim hemşirelere kamerayı vermişti ve sağolsunlar onlarda çekmişlerdi.Zaten birkaç saat sonra onları görmeye indim.Kimseyi içeri almıyorlardı benim dışımda.
    İlk girdiğimde çok tuhaf duygular hissettim.Ağızlarından midelerine beslenmeleri için inen hortumu görünce çok kötü oldum.Zor nefes alıyorlardı.Solunum sıkıntısı yaşıyorlardı,oksijen alıyorlardı. Minicik elleri,ayakları hortumlarla doluydu.Sarılıktan dolayı ışın tedavisi görüyorlardı aynı zamanda..O an aslında şükretmem gerektiğini,prematüre doğan bebeklerin bizim yaşadıklarımızdan çok daha ağır şartlarla savaştığını bilmiyordum.E nede olsa derdi,kederi çeken biliyordu.Neonatolog bebeklerimizden birinin pipisi ile ilgili bir problemi olduğundan bahsetmişti.O zaman bunun ne tarz bir sorun olduğunu ve ciddiyetini bilmiyorduk.
    Hemşireler, bebeklere anne şefkatiyle o kadar güzel bakıyorlardı ki hiç gözüm arkada kalmamıştı o konuda.Benim bebeklerimle ilgilenen hemşire bebeğime dokunabileceğimi söylemişti ama ben nedense cesaret edememiştim sonra da inanılmaz pişman olmuştum.
    Hastanede iki gün kaldım.Bu süre içinde sürekli bebeklerimi görmeye gittim cam arkasından.Gün içinde sadece bir kere yanlarına girme şansım vardı.Camdan bakıp bakıp dönüyordum.Pazartesi günü taburcu edildim.O gün hayatımın en zor günlerinden biriydi.İnsanlar güle oynaya bebeklerini kucaklarına alıp yuvalarına koşarken ben kollarım boş,yüreğimde inanılmaz bir sancıyla hastaneden ayrıldım.Aklımı,yüreğimi,canımdan iki tane canı orada bırakıp gözüm yaşlı ayrıldım
   Etrafıma karşı güçlü görünmeye çalışıyordum.Gözyaşlarımı içime akıtıyordum.Biliyordum ki her defasında teselli edilmeye çalışılacağım ve hiçbirinde teselli edilemeyeceğim.Eve geldiğimde de tek görevim süt sağmaktı.Eşimde sağdığım sütleri her ihtiyaç olduğunda götürüyordu gece iki,üç,dört demeden.İnsanlar bebeklerinin ağlama seslerine uyanıp,kucaklarına alıp öpe koklaya emzirirken ben her 3 saatte bir alarm sesiyle uyanıp pompayla süt sağmak zorundaydım.Çok zoruma gidiyordu ve her defasında hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordum.
    Her gün kaç gram aldıklarını öğrenmek için arıyordum hastaneyi.Bir gram bile alsalar havalara uçuyordum.İlk kez emzirme eğitimi vermek için çağırdıklarındaki heyecanımı anlatamam.Evet evet bebeğimi kucağıma alacaktım.Ama ne yazıkki sadece birisini.Çünkü küçük doğan(Erdemim) için biraz daha beklemem gerekiyordu.Hastaneye gittik ve hemen yenidoğan yoğun bakımına koşa koşa çıktım.Ama bizim paşa uyuyordu ve hemşire uyanmasını bekleyeceğimizi söyledi.Kantine indim ve beklemeye başladım,İçim kıpır kıpırdı.Dakikalar geçmek bilmiyordu,bizimki de uyanmak.Telefonum çaldı ve çağırdılar beni.İçeri girdim ve kuvözün yanında kalakaldım.Doktor 'hadi al bebeğini'dedi.Ben şok olmuştum.O kadar küçüktü ki alamadım,zarar vermekten çok korktum.Hemşire aldı bana verdi ama nasıl tutacağımı bilemiyordum.Yardım etti ve emzirmeye başladım.O küçücük ağzıyla emmeye başladı.Çok küçüktü ama çok güçlü bir bebekti.Şanslıydım çünkü 2 yıl sürecek emzirme maratonuna başlamıştım.
    Birkaç gün sonra yani kuvöz macerasının bittiği 28.günde 1800 gram olan bebeğimizi(Eren'imi) alabileceğimizi söylediler.Bizdeki telaşı görmeliydiniz.Bir yandan seviniyordum,diğer yandan bakamama kaygısı taşıyordum.Aslında biraz daha kalsa, iki kilo olsa öyle verseler hayır demezdim.Orada güvende oldularını biliyordum.En büyük isteğim de ikisini beraber eve götürmekti ama olmadı.Erdem 43.günde katılabildi aramıza.
    Bebeğimiz hastaneden çıkacaktı ama giyebileceği hiçbir şeyi yoktu.Aldıklarımızı giydirmeye kalksak içinde kaybolurdu.İlk iş prematüre kıyafetleri alıp,yıkayıp,ütülemek oldu.Kıyafetlerini ve anakucağını alıp bebeğimizi almaya gittik.Formlar doldurduk,imzaladık ve bebeğimizi bize verdiler.Bebişi evirdik,çevirdik tutamadık anakucağına mı koysak dedik.Altına bir sürü çul çaput koymuş olsakta bebecik ana kucağının içinde kayboldu,iki büklüm oldu.İş başa düştü tabi aldım kucağıma.Bir yanda hüzün bir yanda mutluluk ayrıldık hastaneden eve geldik.İlk günler gerçekten çok zordu.Altını bile bağlayamıyordum.Sanki dokunsam bacakları çubuk kraker gibi kırılıverecekti.Allahtan annem ve kayınvalidem bu zor günlerimde destek oldular.Dokuz ay boyunca ilk aylarda her ikisi,sonraları da nöbetleşe yanımdaydılar.
    Erdem için de emzirme eğitimi verdiler.Az da olsa tecrübeliydim.Daha rahat tutuyordum.Emme konusunda Eren kadar iddialı değildi ama zamanla o da işi çözdü.Erdem'i almaya gittiğimiz gün Eren'i de kontrole götürdük.Toparlayacağına 100-150 gram zayıflamıştı.Bu gece misafirimiz olsun dediler.Bu seferde Eren'i bırakıp geldik.Allahım ne zor geceydi.O kadar çok bağlanmıştım ki ağlaması kulaklarımdan gitmiyordu.O da çok huzursuz olmuş.Ertesi gün ikisine de kavuştum.Allahım bir daha onları benden ayırmasın.
    Eve gelince zor günler beni bekliyordu ama mutluydum.Günlerimizin çoğunu hastanede geçiriyorduk.Rop muayenesi,işitme testi,ultrasonlar.Çocukların bakılmadık bir yerleri kalmamıştı.Her seferinde ayrı stres,heyecan.Bir de Erdem'in hipospadias problemi vardı.Halk arasında peygamber sünneti diye geçiyor.Üç defa ameliyat geçirdi yavrum ama şimdi sağlıklı.Onlarda ayrı birer konu anlatsam sayfalar sürer.Kalbindeki delikte kapandı.Çok sık hastalanmalarını saymazsak iyiler hamdolsun.
    İlk zamanlarda yaşadığım hassasiyetler azalsa da hala devam ediyor.Hastaneden eve geldikten sonra ziyaretçi kabul etmedik.Ben zaten hastalık hastası olmuştum.Yakın aile bireyleri bile dışarıdan içeri gelse ellerini yıkadı mı yıkamadı mı diye göz hapsine alıyordum.Elimden gelse herkesi dezenfekte edesim vardı.Tam bir sene mama ve içme sularını geçtim banyo sularını bile kaynatıp ılıttım.Zor oluyordu ama içim rahat ediyordu en azından.
    Evet zor günlerdi ama geçti gitti.Şimdi bana keyfini sürmek kaldı.İki aslanımın ortasında göğsümü gere gere dolaşıyorum.Daha anlatsam sayfalar sürer aslında.
    Paşalarım sizi çok seviyorum.İyi ki geldiniz hayatımıza...


25 Temmuz 2013 Perşembe

Pasalarımın Dogumgünü

   Doğumgünümüzü yapalı neredeyse 1 ayı  geçti ama bende bir tembellik bir türlü paylaşamadım.Haziranın 23'ünde yaptık doğumgünümüzü.Yine aile arasındaydı daha anaokuluna başlamadığımız için.Çok mutlu oldular,çok eğlendiler.
   Günler önce pastalarını sipariş ettiler bana.Eren'in ki ben10,Erdem'in ki cille olacaktı.İş başa düştü tabi ben de büyük bir zevkle ve heyecanla yaptım pastalarını.Netten beraber seçtik tasarımları.Şöyle olsun,böyle olsun diye yönlendirdiler beni.Erdem'e kalsa bütün cille karakterlerini dolduracaktı pastanın üstüne ama zor ikna ettik.Figürleri birkaç gün önceden yaptım ona rağmen saat gece üçte tam manasıyla bitirebildim.ikramlıkların çoğunu annem ve ablam hazırladı.Hatta hepsini diyebilirim.Aslında kap kek ve cake popta yapmak istemiştim ama yetiştiremedim doğumgününden önce yaz temizliğine giriştiğim için.Her yeri dip köşe temizledim.Böyle zamanlarda herşeyi bir anda bitirmeye çalışıyorum nedense canıma kastım var sanki.Kaç gün kendime gelemedim yorgunluktan.E ne oldu üç beş gün sonra heryer eski pisliğine geri döndü.Canını hiç üzmeyeceksin aslında.Mikroplarla beraber yaşayacaksın en güzeli.
   İşte böyle bir doğumgüne daha geldi geçtiAllahım daha nicelerine erdirir inşallah kuzucuklarımı.







21 Haziran 2013 Cuma

20 Haziran 2009

Minik oğullarım iyi ki doğdunuz.İyi ki benim oğlum oldunuz.Ne kadar çabuk 4 yaş oldunuz.Prematüre doğmanın zorluklarından dolayı sizi doğru düzgün sevip,koklayamadan büyüdünüz.Size bazen bağırsam da,kızsam da siz benim ta canımın içisiniz. Anneniz sizi çok ama çok seviyor küçük aşklarım benim.Hayatınız boyunca hep gülün,mutlu olun.Uzun,sağlıklı,başarılarla dolu bir hayatınız olsun inşallah

22 Mayıs 2013 Çarşamba

6.Hastalık

    Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba...Bu zaman aralığında neler oldu kısaca anlatayım.3 hafta kadar önce Erdem'in sebepsiz ateşlenmesi ile tedirgin günler yaşadık.İlk başta biraz gribi vardı.Soğuk algınlığı şurubu ile geçti.Bir kaç gün sonra akşam üstü kulağım ağrıyor diye tutturdu.Eşim işten gelince götürdük doktora. O saatte haliyle kendi doktorumuza gidemedik.Ben de doktorumuz görmeden içim rahat etmiyor.El kadarkenden beri ona gittiğimiz için her şeylerini biliyor ve çok iyi bir doktor.Neyse gittik kulak iltihabı olmuş.Antibiyotik verdi ve kullanmaya başladık..Çarşamba günüydü.
   Cumartesi akşamı ateşi yükseldi.39.5-40 derece arası değişti.ben çok pimpirikli olduğum için pazar günü tekrar gittik doktora.Normal olduğunu söyledi paşa paşa geldik eve ama benim içim içimi yiyor antibiyotik tedavisi gören çocuğun neden ateşi yükselir ve ateş düşürücülerle bile düşmez.Ertesi gün kendi doktorumuzu aradım.O da benim dediğimi söyledi   eğer düşmezse getirin dedi.O gün boyunca Erdem elim ağrıyo,kolum ağrıyo dedi hep.Geceleri çok huzursuz ve agresifti.Ateşi olduğu için yanıma almıştım.Gece kalktı ayağımın üzerine basamıyorum diye ağladı.Gerçekten basıp yürüyemedim.Sonra açıldı ama aksıyordu.sabah ilk iş doktorumuza gittik muayene etti.Muayene sonucu bişey çıkmadı.Bir sürü tahlil istedi.Romatizma dahil benim de aklıma gelmişti ateş ağrı falan olunca.
   Sonuçlarımız temiz çıktı.Bir kaç değeri yüksekti.Onların viral bir enfeksiyondan kaynaklanacağını ancak ateş cuma gününe kadar düşmezse -ki öyle birşey olacağını düşünmediği- kan hastalıklarına yönlendirmesi gerektiğini söyledi.O an kendimi çok kötü hissettim,kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başlamıştı.Neyi ima etmek istediğini anlamıştım.O da telaffuz etmek istemiyordu belliydi.Ama hamdolsun o akşam düştü ateşimiz.Ama ben hala tedirgindim sebepsiz ateşten.Ertesi sabah özellikle yüzünde ve vücudunda kol ve bacaklar hariç isilik tarzı döküntüler farkettim.Çok belirgin değildi.Hemen telefona sarıldım.Doktorumuz 6.hastalık diye birşey olduğunu bunun ancak döküntü sonucu teşhis edildiğini söyledi.Rahatlamıştım çünkü bu hastalığı duymuştum ve ciddi birşey olmadığını biliyordum.



6.NCI HASTALIK
Anne ve babalara “Altıncı Hastalık “ olarak bahsedilen bu hastalık nedir.?Altıncı hastalık genellikle 6 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda görülen , 3-4 gün Yüksek ateşle seyreden ve ateşin hemen ardından pembe pembe küçük döküntü dediğimiz lekeler oluşturan , Virüslerin sebep olduğu bir hastalıktır.
Etkeni Herpes virüs tip 6 denilen bir virüstür. Çocukluk çağında yüksek ateşle seyreden ve genellikle de gereksiz yere yüksek doz antibiyotik kullanılmasına neden olan bir hastalıktır.Hastalığın geçirildiği sırada ateşin oldukça yüksek seyretmesi ve hiçbir hastalık belirtisi göstermeden 3-4 gün kadar sürekli çıkıp inmesi aileleri oldukça tedirgin eder ve paniğe kapılmalarına neden olur.
Hekimler yönünden de bakıldığında ateşin olduğu dönemde hiçbir muayene belirtisi vermemesinden dolayı ve nedeni belli olmayan bir ateş görüntüsü vermesi dolayısı ile hekimleri de çok huzursuz eder ve çoğu hekim de 3-4 gün sonra döküntüleri gördüğünde Ateşin düşmesi ile aile ile birlikte derin bir nefes alıp oh be der.......!
6.Hastalık ingilizcede Roseola, Roseola infantum, 3-Day-Fever (3 Günlük Ateş), baby measles ve rose rash olarak da bilinir. Hatta bizim gibi “sixth disease” de denilir.
Çocuklarda hangi yaş gurubunda görülür? Mevsimlerin etkisi varmıdır.? Bu dönem geçtikten sonra yakalanma ihtimali yok mudur?Altıncı hastalık çocukluk çağında sıklıkla 6 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklarda görülür,Görülme sıklığına bakılıdığında özellikle ilkbahar ve sonbaharda daha sık olarak görüldüğü tespit edilmiştir.
Hastalık pek tabii ki farklı mevsimlerde de görülebilir. Ancak bebek ve çocukların bir hastalığıdır .Geçirildikten sonra hayat boyu bağışılık bırakır ve bir daha geçirilmez...
Aşısı yok mudur?
Altıncı hastalık için henüz hazırlanmış bir aşı yoktur.
Ne gibi belirtiler verir?Altıncı hastalıkta döküntüler görülünceye kadar en önemli belirti Yüksek ateştir. Bunun yanında huzursuzluk olabilir.onun dışında belirgin bir belirti olmaz. Çocuk 39 -39.5 derece ateş içerisinde eller ayaklar hafif morarmış ve titrer şekilde genelde acil servise müracacat eder bir kısmında ateşe bağlı kasılmalar ve havale geçirme şikayetleri ile acil olarak hastahaneye müracacat edildiği görülür.Çok ağır geçirenlerde bazen baş ağrısı ,bulantı kusma dalgınlık kendinden geçme sayıklama uykuya eğilim uyanamama gibi bir durum görülebilir...Eğer çocuk yeterince sıvı alamazsa cildinde kuruluk gözlerinde hafif çökme halsızlik olabilir...Döküntüler görüldüğünde pembe gövdeye yayılan döküntüler önemlidir...
Döküntü diğer hastalıklardan nasıl ayırt edilir?3-4 gün kadar belirli bir hastalık nedeni olmadan sadece huzursuzluk ve yüksek ateşle seyreden ve çocuk doktoru tarafından muayene edildiğinde herhangi bir hastalık odağı bulunamayan bir viral enfeksiyondur.. 3-4 gün süren bir ateşli dönemden sonra döküntülerin olması.ve hızla aniden ateşin düşüp kaybolması karekteristiktir..Bu çok önemli bir belirtidir Zira diğer hastalıklarda örneğin kızamık ta genelde döküntü ile birlikte ateş başlar...
Ayrıca diğer çocukluk çağı hastalıklarında döküntü boyun ve yüzden başlarken 6 hastalıkta döküntüler gövdeden başlar ve daha sonra kollara yayılır.....
Döküntüler tip olarak da diğer hastalıklardan farklıdır , görülür görülmez kısa bir süre içerisnde 2-3 saat gibi hemen solmaya başlarlar 2- 3 günde de kaybolurlar geriye de bir iz bırakmazlar....
Döküntüler pembe renkli maküler dediğimiz küçük mercimek kadar yada makülopapüler dediğimiz hafif ortası kabarık beneklerdir ve döküntülere parmağımızı bastırıp çektiğimizde solarlar.Tüm bunların yanında pembe renkli döküntüler başladığında veya hemen öncesi göz kapaklarında da hafif bir şişme olur. Bu da önemli bir belirtidir...

Diş çıkarma ile karışmaması için neye dikkat etmek gerekir?Diş çıkarma döneminde çocuklar çok kolay enfeksiyonlar aldıklarından dolayı hafif üst solunum yolu enfeksiyonları ,hafif ishaller çok sık görülür..Nedeni ise damaklarının kaşınmasından dolayı ellerini ve diğer bütün cisimleri sürekli ağızlarına koymalarıdır.Ayrıca uykusuzluk ve huzursuzluk ,iştahsızlık bu dönemde bebeklerin bağışıklık sistemlerini zayıflatır.Nedeni ne olursa olsun bebeğin genel durumunu bozan hastalıklar.38.5 ve üzerindeki ateşli hastalıklarda bütün bebeklerin mutlaka çocuk uzmanı tarafından kontrol edilmeleri gerekir.Büyük çocuklarda çok yüksek ateş yoksa genel durumu da iyiyse basit bir enfeksiyondur denilip parasetamol verilip takip edilebilir.
6 hastalıkta genelde 39 ve üzerinde ciddi bir ateş ve huzursuzluk vardır.....! Ateşin çok yüksek seyretmesi ve çocuğun yaşamını sıkıntılı bir hale getirmesi nedeni ile diğer basit viral enfeksiyonlardan ayrılır....!






Kaynak:http://haberkibris.com/6inci-hastaliga-dikkat-2012-08-12.html

9 Nisan 2013 Salı

Katkı Maddeleri

   Eskiden marketlerden aldığımız hazır gıdaların üzerinde yazan içindekiler bölümüne pek dikkat etmezdim ama çocuklarım olduktan sonra özen göstermeye başladım.Ne yazıkki zamanımızda  katkı maddesi içermeyen gıdalar bulmak oldukça zor.Ama özellikle bazıları var ki gerçekten dikkat edilmesi gereken:

 Trans Yağ

Trans yağ, kötü kolesterol (LDL) seviyesini yükseltir. Kalp krizi, kalp rahatsızlığı ve inme riskini ciddi ölçüde arttırır.
Trans yağlar bağışıklık sistemini zayıflatır, ensülin direncini arttırır, karaciğeri ve üreme sistemini etkiler. Gebelerde düşüğe, doğum ağırlığına neden olur ve anne sütünün kalitesini bozar. Hücre zarına da zarar verir.
Trans yağlar sürülebilir kahvaltılık yağlarda, margarinlerde, katı ve kızartma yağlarında, hazır hayvansal gıdalarda, bunlara bağlı olarak, kızartılmış gıdalarda, fırıncılık ve pastacılık ürünlerinde, tart, pasta, bisküvi, pizza hamuru, kek, çikolata, gofret, cips, salata sosları, hamur işi, kraker, hazır köfte, tatlılar, katı yağlar ve birçok fırınlanmış yiyecekte bulunur.
Gıda etiketlerinde “hidrojenize yağ” içerdiği belirtiliyorsa bunun anlamı trans yağ içerdiğidir.

Aspartam

Suni tatlandırıcılar gıda değil kimyasaldır. Aspartam başlangıçta böcek öldürücü olarak imal edilmişti.
Tüm diğer gıda ve gıda katkı maddelerinin toplamından daha fazla yan etkisi vardır.
Baş ağrısı, baş dönmesi, unutkanlık, eklem ağrısı, bulantı, uyuşukluk, kas spazmları, şişmanlık, depresyon, korku atakları, huzursuzluk, konvülsiyon, uykusuzluk, görme kaybı, işitme kaybı, kulak çınlaması, yorgunluk, tat kaybı, Parkinson, çarpıntı, nefes darlığı, cilt döküntüleri, MS (Multipıl Sıkleroz) gibi hastalıkların yanı sıra beynin işleyiş sürecini yavaşlatır, kanseri tetikler.
Özellikle zayıflamak için suni tatlandırıcı kullananların bilmesi gereken önemli bir etki de metabolizmayı yavaşlatarak aslında daha fazla yağ biriktirmeye neden olması. On binden fazla gıda maddesinde kullanılıyor
Yüksek Fruktoz Mısır Şurubu

Kötü kolesterol seviyenizi (LDL) hızla yükseltir ve diyabet hastalığının oluşmasında rol oynar. Kansızlık, kalp büyümesi ve obeziteye de neden olur.
Ketçap, krema, kola, gazoz, şekerleme, hazır çorba, çikolata, gofret, puding, hazır kek gibi özellikle çocukların sıkça tükettikleri gıda değeri olmayan besinlerde bolca kullanılır.
Sodyum Sülfit

Etiketlerde E250 koduyla yer alan raf ömrü uzatıcı koruyucu madde işlenmiş et ürünlerinin (şarküteri) vazgeçilmezi. Özellikle çocukların bolca tükettiği tost, pizza gibi ürünlerde kullanılan sosis, salam, sucuk, pastırma gibi işlenmiş etlerde bulunur. Hazır baharat ve köfte karışımlarında da bulunur.
Sülfit duyarlılığı olanlarda baş ağrısı, nefes problemleri, kaşıntı yaratır. Nadir durumlarda da olsa ölüme bile neden olabiliyor. Pankreas kanserini yüzde 67, lösemi riskini yüzde 700 oranında arttırıyor. Başta kolon kanseri olmak üzere her çeşit kanseri tetikliyor. Çocuklarda beyin tümörü oluşturuyor.
Sodyum nitrit; özellikle cenin, bebek ve çocuklar için tehlikelidir.
Bu zararlar E220, E222, E223, E224, E225 ile E249, E251, E252 diye belirtilen kodlar için de geçerlidir
Sülfür Dioksit

Sülfür içeren katkı maddelerinin Amerika’da çiğ sebze ve meyvelerde kullanılması yasaklanmıştır. Yani bunun zehir olduğu gerçeğini daha fazla görmezden gelemeyince hiç değilse çiğ gıdadan çıkaralım demişler.
Yan etkilerinin içinde bronş problemleri, düşük kan basıncı ve anaflaktik şok var.
Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebiliyor.
SO2, sülfitleyici maddeler (sülfür dioksit, sodyum veya potasyum sülfit, bisülfit, metabisülfit) olarak da bilinirler. Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerde kullanılır. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında ve içeceklerde bulunur.
Birçok restoranın salata barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.

Potasyum Bromat

Bu katkı maddesi, ekmek yapımında ve unlu mamullerde hacmi arttırmak ve ekmeğin rengini beyazlatmak için kullanılıyor. Hayvanlarda kansere neden olduğu biliniyor. Az miktarları bile insanlarda değişik problemlere yol açıyor. ABD ve Japonya dışında bütün dünyada kullanımı yasaklanmış bir maddedir.
Bazı un üreticileri, irmik altı diye adlandırılan kalitesiz unlara kanserojen etkisi yüzünden katılması yasak olan benzol peroksit ve potasyum bromat gibi bazı katkı maddelerini ekleyerek, rengini beyazlatıyor ve ekmeklik unmuş gibi fırınlara pazarlıyor.
Bu katkı maddeleri çakmak tutulduğunda ekmeğin benzin dökülmüş gibi alev almasına yol açıyor.
Beyaz ekmekten uzak kalmamızda yarar var.

   Benim bir de midemim bulandıran ve doğal renklendirici olarak geçen ve bir çeşit böcekten elde edilen (kırmızı renk) carmine(karmin) var.
Market raflarında yer alan ve hammaddesi böcek olan karmin maddesini içeren ürünlerin üreticilerinden konuyla ilgili açıklama gelmiyor. Uzmanlar, karmini en fazla kullanan markaların başında Ülker, Kent, Eti, Dr Oetker, Danone, Pınar, CocaCola, Pepsi, Algida, Unilever, P&G, Capy, Panda, Nestle, Kraft, gibi markaların geldiğini belirtiyorlar.


Pembe renkli ürünlerde renklendirici olarak kullanılan karmin, Meksika ve Peru'da yetişen ve besin maddesi kaktüs olan Coccus adlı böceğin dişisinin kurutulup öğütülmesi ile elde ediliyor. Hammaddesi böcek olan karmin içerikli ürünler, Türkiye'de de birçok firmanın ürettiği bisküvi, sakız, meyveli yoğurt, çilekli çikolata, meyveli süt, dondurma, reçel, soslar, meyve suları, et ürünleri, şekerleme gibi bir çok gıda ürününde kullanılıyor.

Hatta sadece Türkiye gıda sektörü bu maddeden yılda 50 ton civarında ithal ediyormuş. Fakat tükettiğiniz ürünlerin paketlerinde “karmina” ibaresini aramayın çünkü firmalar bu maddeyi tanımlamak için E120 kod adını kullanmayı tercih ediyorlar.



Karmin (Cochineal) Böceği Nedir?


Gıda renklendiricisi olarak kullanılan genellikle kahverengi ve kırmızı arası renklerin elde edildiği bir böcektir carmin. Cochineal (Dactylopius coccus), Dactylopi familyasından değişik kaktüslerde parazit olarak yaşar. Çok eski yıllardan beridir bilinen ve kullanılan böcektir.

Avrupa’ya 16. yüzyılda gelmiştir ve başta çeşitli gıda maddelerine renk vermenin yanı sıra tekstil, kozmetik sanayinde de kullanılmaya ve yaygınlaşmaya başlamıştır. Karmin bu böceğinin dişilerinden veya yumurtalarından çıkartılan bir renk pigmentidir.

Bu böcek türü Kanarya Adaları’nda ve Meksika’da yaşayan bir böcektir. Doğal ortamında çoğaldığı gibi kültürel olarak da yetiştirip ticareti yapılmaktadır. Cochineal böceği için özel tarlalar kurulur. Bu böcekler ve larvaları, Meksikalı köylüler tarafından toplanır. Kurutulduktan sonra öğütülüp un haline getirilerek renklendirici madde olarak kullanılır.


Karmin Nerelerde Kullanıır?


Böcekten elde edilen karmin maddesi gıda renklendirme ajani olarak kozmetiklerde, ilaç sanayiinde ve boyacılıkta kullanılmaktadır. Etleri, sosları, kırmızı deniz ve işlenmiş kanatlı ürünleri de içine alan geniş bir gıda ürünü yelpazesinde kullanılan karmin; sosisler ve işlenmiş kümes hayvanı gibi et ürünlerinde, meyve preperatlarında, reçel ve marmelatlarda, koruyucularda, sucuk, salam, jelatinli tatlılarda, pasta ve fırın ürünlerinde, dondurmalarda, şekerlemelerde ve süt ürünlerinde de doğal renklendirici olarak bulunabilir.
Bilindiği gibi dinimizde haşarat (haşereler)ın tüketilmesi caiz değildir.
Starbucks'tan kırmızı böcek itirafı

Dünyanın en büyük kahve şirketlerinden Starbucks'ın 'frappucino' adlı içeceğin renklendirilmesinde kırmızı böcek kullanıldığı ortaya çıktı. Amerikalı kahve şirketi Starbucks, ürünlerinden 'çilekli frappucino'da "cochineal" olarak bilinen bir çeşit kırmızı böcek (bit) kullandığını kabul etti. Hiçbir hayvansal ürün kullanmayan tüketiciler (veganlar) tarafından kurulan internet sitesi ThisDishIsVeg.com, daha önce kullanıcılarını frappucino içmemeleri konusunda uyarmıştı. İnternet sitesinden yapılan açıklamada çilekli frappucino'nun bitkisel bir içecek olmadığı, yapımında böcek kullanıldığı belirtilmişti.

Bu iddiaya ve sonrasında artan tepkilere Starbukcs'tan cevap geldi. Böcek kullandığını itiraf eden Starbucks yönetimi, suni kimyasal renklendiricilerin sağlıklı olmamasından dolayı böyle bir yola başvurduklarını ifade etti. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi'nin (FDA) bu maddenin kullanımına izin verdiğinin altını çizen yetkililer, alternatifler üzerinde çalıştıklarını belirtti.


Altın değerindeki böcek

Kolanın, sosisin, rujların, allıkların ve daha birçok ürünün rengini borçlu olduğu cochineal böceği fiyatları ile altına kafa tutuyor. Kaktüslerin üzerinde asalak olarak yaşayan cochineal böceği, karaborsaya düştü... İşlenmiş cochinealin kilosu son bir yılda 2'ye katlandı... "Bu kimi ilgilendirir?" demeyin, dünyada kolaya renk veren böcek olarak efsanevi bir ün yapan cochineal, gıdadan kozmetiğe kadar birçok sektörün 'canı kanı' gibi. O olmadan ne sosisin rengi pembe, ne rujlar rengârenk, ne de kolalar şu anki renginde olabilir. 

TÜRKİYE'DE SATILAN VE KARMİN İÇEREN BAZI GIDALAR

SÜTLÜ GIDALAR

Danette, çilek aromalı puding, Danone

Çilek aromalı süt, Danone

Çilekli süt, Pınar

Çilekli puding, Ülker


SAKIZ

Vivident xylit Cube, nar ve fuji elma aromalı şekersiz tatlandırıcılı sakız

Vivident xylit Aqua Gum, meyve aromalı şekersiz tatlandırıcılı sakız

Vivident xylit 2 Fruit, çilek aromalı şekersiz tatlandırıcılı sakız

Big babol çilgın meyveler balonlu mega draje sakız

Şıpsevdi, meyve aromalı şekerli balonlu sakızlar, Kent

Bubbaloo Mega, karışık meyve ve kola aromalı şekerli balonlu sakızlar, Kent

First, tatlı & ekşi çilek aromalı tatlandırıcılı şekersiz draje sakız, Kent



ŞEKERLEME, BİSKÜVİ, KEK, GOFRET VE SOSLAR

Jelibon, karışık meyve aromalı yumuşak şeker, Kent

Pop Tip, Ahududu aromalı draje şeker, Kent

Böğürtlenli sos, Dr. Oetker

28 Mart 2013 Perşembe

Resim Alıştırmaları

   Benim oğullarım resim yapmaya pek meraklı değil.Genelde karalama,gelişi güzel boyamaya meraklılar bir de ellerini boyamaya.Bıraksam dirseklerine kadar boyayıp ayaklarına da geçerler.Benim resim yeteneğim bir resime bakarak aynısını yapmakla sınırlı yok kasede üzümler,dağ tepe yapamam.Babamın resim yeteneği iyidir.Okulda resimlerimi hep babam yapardı.Aslında sanatsal faaliyetlere meraklıyım,elimde yatkındır ama pek üstüne düşmedim açıkçası.Karakalem çalışmalar çok hoşuma gidiyor.Birde ahşap rölyefli resimler çok mükemmel.İleride belki kurslara katılma şansım olur inşallah.


ahşap rölyefli bir resim

    Ben benim ufaklıklara Türkiye İş Bankasının 'Resim Yapmayı Öğreniyorum' kitabını almıştım sanırım 1 sene falan oldu.Daha çok karalama olarak kullanıyorlar ama ellerinden düşürmüyorlar.Kitap 4 aşamalı olarak basit şeyleri çizdirmeyi öğretiyor.Yanında da kalemi var.Tabi o kalemin dayanma süresi malum çok kısa oluyor.Herhangi bir keçeli kalemde iş görüyor.Çabuk siliniyor ama önceden yazılıp kaldıysa asetonlu bir pamuk pırıl pırıl yapıyor kitabı.








                                                                     Erdem

      Eren

22 Mart 2013 Cuma

Öfke Kontrolü

   Ne yapmalıyım ne etmeliyim bilemiyorum.Artık öfkemi hiçbir şekilde kontrol edemiyorum.Çocuklarla aram bu aralar kötü.Kendimi iyi hissetmiyorum ,sağolsunlar onlarda beni çileden çıkarmak için herşeyi yapıyorlar.Sinirden kaskatı kesildim.Bütün kaslarım tutuldu robot gibi hareket edemiyorum.Uyku sorunu,yemek sorunu,aşırı hareketlilik,birbirine zarar vermeve daha niceleri.Çok hareketliler ve büyük bir enerji patlaması yaşıyorlar.Oyun oynamak desen hak getire.İnanılmaz yüz göz olduk hiçbir şekilde beni dinlemiyorlar.
   Ben hırçınlaştıkça,bağırıp çağırdıkça onlar daha da asabileşiyor.Çocuklar büyüklerin aynasıdır derler ya çok doğru.Onları öyle gördükçe daha çok üzülüyorum.Sonra oturup hıçkıra hıçkıra ağlıyorum.Sürekli kendimi eleştiriyorum,büyük bir vicdan azabı.Beni en iyi ikiz anneleri anlar.Onları güzel yetiştirememe kaygısı içimi kemirip duruyor.Ama bir türlü içimdeki canavarı durduramıyorum.Sanırım ben iyi bir anne değilim.Şu an bile yazarken gözümden sicim gibi yaşlar dökülüyor.Bağıra bağıra,hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum.Aslında benim tek sorunum kendimle kalamamak.3.5 senedir 4 duvar arasında 24 saat bir fiil beraberiz.Yalnız kalmaya,kafa dinlemeye benim hakkım yok mu ama?Tek suçlu benmiyim yani.Hamileliğimde yaşadığım sorunlar,erken doğum,kuvöz maceraları,hastalıklar,ameliyatlar derken gerçekten çok yıprandım.Çocuklarımın o en güzel anlarının tadına bile varamadım sürekli koşuştuma.Allah beterinden korusun ama bende nihayetinde bir insanım.Güçlü görünmeye,ayakta dikilmeye çalışıyorum ama patlak veriyor işte.Bazen toparlar gibi oluyorum sonra hoop tepetaklak.

   http://ofkekontrolu.org/ dan alıntıdır.
Neden Öfke Kontrolüne Başlayamıyoruz?

    Öfke yaşamımızı zorlaştıran bir duygu olsa da öfke kontrolüne başlama kararı her zaman kolay olmayabiliyor. Klinik tecrübelerimize göre bizleri öfke kontrolüne başlama konusunda kararsız kılan 5 önemli neden var.

1.       Soruna ilişkin belirsizlik yaşama.
     Öfke sorunu yaşayan bir çok kişi, öfkelerinin yaşadıkları  problemin nedeni mi, yoksa sonucu mu olduğu düşünürler.  Bu konuyla ilgili basit bir formül de yoktur. Ancak sorunu belirleyememek çözüm için atılan adımları da geciktirir. Öfke sorununa bazen yaşadığımız diğer problemler yol açabilirken bazen de öfke farklı problemleri beraberinde getirir. Bazen de bunu bir bütün olarak yaşabiliriz. Öfkesiz Kliniği bu süreçte gerek öfke sorununa yol açan problemleri gerekse de öfke sonucunda oluşan sorunları bir bütün olarak tedavi ve eğitim sürecinde ele almaktadır.
2.       Problemin Çözülebilirliğine İlişkin Umutsuzluk
     Bir çok kişi öfkesini kontrol etme konusunda farklı nedenlerden dolayı kararsızlık yaşar. Bunların en başında ‘aile etkisi’ gelir. Bir çok danışanımız öfke konusunda anne veya babasını örnek göstererek sorunun genetik bir yönünün olduğu ve çözümün olmayacağını düşünüp umutsuzluk yaşayabiliyor fakat gerçek böyle değildir. Aileniz öfke ifadesi konusunda size model olmuş olabilir. Ancak öfke ifadesi öğrenilmiş bir tepkidir ve farklı ifade şekilleri de öğrenilebilir.
3.       Öfke’den Kendimiz Dışındaki Şeyleri Sorumlu Tutmak
     Bir çoğumuz yaşadığımız öfkeden sorumsuz eş, anlayışsız patron, ikiyüzlü iş arkadaşı, trafik gibi farklı unsurları sorumlu tutarız. Bu tür olaylar gerçekten rahatsız edici olsa da tepkiler konusunda sorumluluk bizdedir. Eğer, trafikte kalmak öfke nedeni olsaydı, tüm şoförler tepkilerini aynı şekilde gösterirdi. Ancak baktığımızda kimi tepkisini korna çalarak, kimileri bu saatte yola çıktığı için kendisine kızarak, kimileri de beklerken geçen zamanı müzik dinleyerek, uzun zamandır görüşmediği yakınlara telefon açarak geçirebiliyor. Öfke konusunda sorumluluk almamak öfke kontrolünü zorlaştıran en önemli nedenlerden bir tanesidir.
4.       Öfke Kontrolü’nü Yanlış Tanıma 
     Bir çok kişi öfke kontrolünü, yaşanan rahatsız edici durumlara tepki göstermeme, sineye çekme , hakkını aramama olarak değerlendirse de bu tamamıyla yanlıştır. Öfke kontrolü bilinenin tam aksine bizleri rahatsız edici durumlarda tepkilerimizi doğru ifade etmeye, problemleri etkin şekilde çözebilmeye teşvik eder.
5.       Tedavinin Etkinliğine İlişkin Umutsusluk
     Hemen hemen herkes öfke kontrolü için, 10’a kadar saymak gibi birkaç klasik yöntem duymuştur. Bu gibi klasik yöntemler kulağa hoş gelse de öfke anında uygulanabilmeleri zordur. Öfke kontrolünü bu şekilde tanımlamak tedaviye ilişkin umutsuzluk yaşamamıza sebep olabilir. 


Öfkenin Olumsuz Etkileri
Öfke yalnızca insanlarla ilişkilerimize zarar vermez. Sağlımızla ve performansımızla ilgili önemli sorunlara sebebiyet verir. Bunlar farklı türde hastalıkları tetikleyebileceği gibi iş performansını ve verimi olumsuz etkiler.

Öfkenin Olumsuz Etkileri   
Zihinsel Tepkiler                                
  • Aşırı yemek yeme,
  • Düşük performans,                         
  • Unutkanlık,   
  • Uykusuzluk,
  • Dikkatsizlik, 
  • Konsantrasyon bozukluğu.        
Fizyolojik Tepkiler                                  
  • Kan şekerinin yükselmesi,                          
  • Nabzın ve kan basıncının artması,            
  • Sık sık ve zor nefes alma,                           
  • Kas ağrıları,                                                   
  • Baş, sırt, boyun ağrıları.      
Davranışsal Tepkiler
  • Alkolizm,
  • Sigara tiryakiliği,
  • Huzursuzluk, 
  • Acelecilik,
  • İlaç kullanımı.

Çocuklarda Öfke ve Nedenleri
 cocuklarda_ofke_kontrolu
     Öfke yalnızca yetişkinlere özel bir tepki biçimi değildir. Çocuklarda da sıklıkla öfkeli ve saldırgan davranışlar görülebilir. İstekleri ve ihtiyaçları herhangi bir şekilde engellenen her çocuk öfke tepkisi gösterebilir. Bu tepkiler genellikle 1 yaş civarında başlar. Okul öncesi çocuklarda öfke nöbetleri görülme oranı oldukça yüksektir. Bu gelişimin doğal bir sürecidir. Kimlik duygusu ve bağımsızlık kazanmaya çalışan çocuk kelime kapasitesinin kısıtlılığı nedeniyle kendini ifade etmede güçlük çeker. Ancak çocuğun zamanla öfkesini kontrol edebilmesi ve yeni ifade yöntemleri öğrenebilmesi beklenir. Bu süreci etkileyen ve çocukta öfke yaratan bazı önemli durumlar vardır bunlar:

1. Çocuğun aç, susuz, uykusuz veya yorgun olması
2. Arkadaşları tarafından dışlanıyor ya da alay ediliyor olması
3.Anne – baba arasında ki problemler ( tartışmalar, kavgalar, boşanma, ölüm gibi)
4. Öfkelenen çocuğun ödüllendirilmesi, isteklerinin yerine getirilmesi
5. Öfkeli davranışlar sergileyen başka birini örnek alması (Anne, baba, arkadaş gibi)
6. Temel ihtiyaçların zamanında giderilmemesi
7. Anne ve babanın çocuğun tepkilerine yaklaşımlarının tutarsız olması ( annenin ve babanın anlaşmazlığa düşmesi sonucu çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda ikileme düşebilir)
8. Çocuğa haksız yere verilen cezalar
Bunlar çocuklarda öfkeye yol açan sebeplerden yalnızca birkaçıdır.  Çocuğa öfke kontrolü becerisi kazandırmak için bu sebepleri belirlemek ve bunlarla baş etme becerileri kazandıracak programlar uygulanır.

Arı,Petek ve Çiçek

   Çocuklarla yaptığımız bir faaliyet.

       Gerekenler:
         *Yemelerine pek izin vermesemde birkaç kere aldığımız sürpriz yumurta
         *Plastik tabak
         *Yapıştırıcı
         *Renkli elişi kağıtları
         *Oynar gözler (kırtasiyelerden temin edilebilinir.)  
         *Biraz makarna



    Yumurtalara elişi kağıtları ile şeritler kesip yapıştırdık.Kesme işlemi tabiki çocuklara ait.Oynar gözleri ve kanatları da yapıştırdık mı arımız tamam.
     Plastik tabakları ters çevirip elişi kağıtlarından çiçek yapıp,makarnaları da yapıştırdık ve arıların bal yapma hikayesini anlattık.Bu arada arı vız vız şarkısını da söyemeyi ihmal etmedik.
  









  

14 Mart 2013 Perşembe

Yine Yeni Yeniden Küçük Bir Kaza

   Evet yine küçük bir ev kazası ile huzurlarınızdayım.Dün akşam eşim geldi,yemek yedik,ben bulaşıkları toparlamadan uzanıyım dedim.Başım ağrıyordu biraz.Yattım koltuğa hemen Erdem yanıma geldi.Ben yattığımda yanıma kıvrılmayı çok sever.Eren de ayak ucuma oturuverir hemen.Ben yatarken içim geçmiş,dalmışım.Tabi benim yaramazlar her zaman olduğu gibi popolarında bir avuç kurt varmışçasına rahat durmadıkları için başladılar dalaşmaya.Erdem kalktı,oturdu sonra  hızlı bir şekilde kafasını  hızlıca bıraktı.Yalnız kafasını hızlıca bıraktığı yerde benim burnum vardı.Öyle bir ses çıktı ki çat diye kafamı içinde yankılandı.O an kesin burnumun kırıldığını düşündüm.Hızlı bir şekilde şişmeye başladı ve burnumun o tarafından nefes alamıyordum.
   Hemen hastaneye gittik.Yolda bir sürü şey geçti aklımda.Ya kırıldıysaa,ya ameliyat gerekirse diye çok tırstım açıkçası.Hadi ameliyat oldum diyelim benim o burunu benimkilerden koruma şansım hiç yok,sürekli havada birşeyler uçuşuyor ve onlarım bana gelme ihtimali çok yüksek.Neyse röntgen falan çekildi Allah'a şükür kırık,çatlak yok ödem yaptı.Ama hala o sesin nereden geldiği hakkında en ufak fikrim yok.Eve geldiğimizde yavrum çok üzülmüş.Doktor ilaç verdimi diye sorup durdu.Olacağı varmış,oldu.Olacakla öleceğin önüne geçilmiyor ne yazıkki...

13 Mart 2013 Çarşamba

Kitap inceleme:Dikkat ve Zeka Becerileri 1

   Biz benim afacanlarla bu kitabı da yapıp bitirdik.Ara ara tekrar yapıyoruz.Görsel hafızayı güçlendirmeye yönelik bir kitap.Kitapların çocukların gelişimine büyük katkı sağladığı kanaatindeyim.Onun için bu tarz kitaplarla vakit geçirmeyi seviyoruz.
   Kitapta;eşleştirme,aynı olanı bulma,farklı olanı bulma,parça tamamlama vs. gibi çok güzel resimler var.Çoğunu yapsalarda bazılarında çok az zorlandılar.

11 Mart 2013 Pazartesi

Bilim Çocuk Mart Sayısı

   Çocuk dergilerini çok seviyorum.Mümkün olduğunca Bilim Çocuk ve Meraklı Miniği takip ediyorum.İkisi de Tübitak Yayınlarının.İçerikleri çok güzel,eğlenceli ve öğretici.Çocuklarda çok eğleniyor okurken ve uygularken.Bu ayki bilim çocuk dergisinin içeriği basit makinalar,buz oluşumları ve gökadalar.Oldukça keyifli bir sayı.



   Bizde bugün derginin verdiği otomobilleri yaptık çok hoşlarına gitti.Şansımıza birer tane mavi ve kırmızı vardı.Eğer tek olsaydı kıyamet kopardı evde.Eren her zaman olduğu el çabukluğu ile kırmızıyı seçti,Erdemime yine mavi kaldı.













2 Mart 2013 Cumartesi

Temizlik Neferi

   Bu aralar kafayı temizliğe taktım.Her yeri dip köşe temizlemeye çalışıyorum.Neredeyse 1 hafta oldu,bakalım daha ne kadar sürecek.Ben bir yeri temizlerken diğer odaya geçene kadar temizlemiş olduğum oda pisleniyor ama olsun .Hiç yoktan iyiydir.Üzerimdeki o miskinliği şöyle bir silkelenip attım.Kendime geldim valla özüme döndüm.


   Bu arada ehliyetimi de aldım 14 Şubatta.Güzel bir güne denk geldi.Kocacım bi de beyaz bir gülle geldi akşam  daha bir mutlu oldum.Ben beyaz gülleri çok severim.Çok masum ve temiz geliyor bana.Bak yine temizliğe bağladım konuyu.Çocukluğumdan beri suyla oynamayı pek severim.Oynadığım her oyunun içinde mutlaka bir su olurdu.Ya bebeklerimi alır balkonda saçlarını yıkardım ya da elbiselerini.O olmadı bardağın içine su ve deterjan baloncuk yapardım.Ya da benim bir tane kurmalı bir bebeğim vardı  mayolu.Babam almıştı hiç unutmam.Hala gözümün önünde,ismi de Ali'ydi.Karnında kurma yeri vardı kurunca suda yüzüyordu.Onu alıp banyoda küveti doldurur yüzdürürdüm.Ve annecim bana hiçbirşey demezdi,ne sabırlı kadındı.Hala da öyledir.Keşke biraz bende anneme çekseymişim..Çok üzgünüm ki çocuklarımda suyla oynama konusunda bana çekmiş.Ne zaman şen kahkahalar duysam banyoda yakalıyorum.tepeden tırnağa ıslanmış şekilde.Ya,sürekli el yıkıyorlar aynı anaları.Çocukluğumdan beri bırakamadım şu huyumu,onlar da aynı ben.(Su faturaları katlanarak gelmeye devam edecek üzgünüm aşkım)


    Araya illaki başka konular sokuşturacam.Yazmıyorum yazmıyorum yazdımmı da klavyem açılıyor,uzattıkça uzatıyorum.Velhasıl evde sıkıyönetim var.Bir elimde çamaşır suyu ve cif diğerinde sünger dolaşıyorum evin içinde.O değil çocukları yakalayıp şöyle güzel bir cifleyip,çamaşır suyuna bastırıcam diye korkuyorum.Evde ne var ne yok herşeyi yıkadım.Yumuşatıcı kokusunu içime çektikçe ciğerlerim açılıyor valla.Ohhh mis.
   Bayram değil,bahar değil altın günüm falanda yok.Bu temizlik neyin nesi böyle dip köşe diyeceksiniz.Kendi yapılanmamla alakalı.İşe evden başladım.Hayatımda bir takım yenilikler yapmaya karar verdim.Ben takıntılı kadınım.Evim pis oldumu sürekli içim içimi kemirir.Ama sadece kemirir.Kalkıp uygulamaya geçmek için birşeylerin beni dürtmesi gerekiyor.Saldım mı tam salarım.Saldım çayıra mevlam kayıra misali.Amacım çocuklarımla daha çok zaman geçirmek olacak.Çünkü aklımda iş oldumu hiç birşeye adapte olamıyorum.Verim düştükçe düşüyor.Şimdi maddeleyelim:
-Ev sürekli temiz tutulacak.
-Bütün zamanımı çocuklarımla geçiricem.O faaliyet senin bu faaliyet benim yapıcaz artık ortaya karışık.Hepsini de paylaşıcam merak etmeyin.(Biliyoruuuuuuum hepiniz Esin çocuklarıyla faaliyet yapsa diye bekliyorsunuz dört gözle).Çok özeniyorum çocuklarıyla kaliteli zaman geçirenlere.Bakınız(www.enduruyanim.com)
-Bloğuma muntazam yazılarımı giricem(inşallah,umut ediyorum,gerçekten,valla bak)
-Şeker hamuru aşkımı sizlerle paylaşıcam.Yakında gelin-damat figürlerim geliyor .
-Çocuklar uyuduğu zaman sadece kendime ayırıcam zamanımı.Artık kitap mı okurum kahvemi yudumlarken,yeni figürler mi çalışırım bilemiyorum.
   İşte böyle...
   En kısa zamanda görüşmek dileğiyle sevgiyle kalın...

13 Şubat 2013 Çarşamba

Çok Yorgunum Çok

   Son zamanlarda üzerimde inanılmaz bir yorgunluk var.İnanılmaz bir halsizlik ve uyku hali.Göz kapaklarıma mandal takasım var düşmesinler diye.Çocukları sağlık ocağında takip ediyorlar ya aramıştılar getirin diye boy ve kilolarına bakmak için.Gitmişken ben de şikayetlerimi söyledim tahlil yapalım dedi doktor.Demir eksikliği varmış ve tiroid hormonları az çalışıyormuş.Tiroid hormonlarının az çalışması halsizlik,uyku hali,mide bulantısı yapıyormuş.E bide üzerine demir eksikliği olunca daha yoğun yaşıyorum.Neyse doktor ilaçverdi 2 haftadır kullanıyorum.Sonuç:yine aynı.
   E nasıl olmasın ki.Mesaim hiç bitmiyor.Robot gibiyim sabah bi kalkıyorum akşama yani saat 23-24 'ekadar totom koltuk görmüyor.Yemeği,bulaşığı,çamaşırı,ütüsü..Hele çamaşır olayı beni bitiriyor.Yıka,as,topla,katla,ütüle bu ne arkadaş.Ha bide uzun süre öyle dursa bi  halta yarayacak.2 günde eskiye dönüyor çıldırmamak elde değil.Bazen sadece yıkayıp,takıp ,toplayıp atıyorum odaya.Birgün o odada kaybolacam diye korkuyorum.Öyle bir yığılıyor ki dağ gibi mübarek.Çocuklarla uğraşmak ise ayrı.Hele uyku saatleri geldimi yatağa sokana kadar kan ter içinde kalıyorum.Su taşıyıp,çişe tutmaktan başım dönüyor yemin ederim.Hele Erdem yatağa girdimi abartısız 2 dak. bir çişi geliyor.Çeşmesi açılıyor kuzunu uyku dedinmi.
   Anacım bana uykuda bile rahat yok.Lanetlimiyim neyim.Uykuya yatıyorum zaten kesintisiz uyku yok.Bütün gece rüyamda sipariş yetiştirmeye çalışıyorum.Hayır bide uyanıyorum hala rüyanın etkisi devam ediyor.Eyvah diyorum falanca kişiye şunu yapacaktım yapmamışım ne olacak şimdi.2-3dak'dan sonra toparlıyorum.
   Çok enerjiye ihtiyacım var çok.O kadar çok yapmak istediğim şey varki hiçbişey yapamadan gün sona eriyor.Yatıp uyuyorum.Yazı bile yazamıyorum.Çocuklarla ilgili yazılcak o kadar çok şey varki.Hele bilmiş bilmiş laflarını yazmayı kaçırdığım için çok üzülüyorum.Birtanesi aklıma geldi.Geçen Eren çişini yaptı.Erdem benim de kakam geldi bende yapıcam dedi.Eren'in lafına gülmekten kırıldım.Vay efendim benim çişimin üzerine kaka yapmasın.Züğürt ağa mübarek evlat.Aganın b.kunun üstüne b.k yapılmaz misali.Çok güldüm valla.
   Şikayet ediyorum falan ama nefes alıyoruz ya.Allah yapacak güç,evlatlarıma da sağlık ve uzun ömür versin gerisi boş...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails